Koramaz ve Zamantı yöresinde düğün gelenekleri-15 - Ali MADEN

Koramaz ve Zamantı yöresinde düğün gelenekleri-15


Gece çekilen halaylar komşu köylerden duyulur. Bazen komşu köyün gençleri tarafından gece baskın yapılır. Komşu köyden bir grup genç gelerek düğüne iştirak ederler. Bunlar genellikle damadı ya da babasını tanıyanlardır. O gece köyün gençleri evlere gitmezler. Birlikte şafak vaktine kadar eğlenir-ler. Oynarlar, oyun çıkarırlar, halay çekerler ve sabaha doğru, gelen misafirler köylerine geri dönerler.

Düğünlerde gece sabahlara kadar oynanan oyunlardan birisi de Yüzük oyunu dur. Nadiren oynanır, ama kuralı, disiplini fazla olan bir oyundur. Yüzük oynanacağı gün önceden herkese duyurulur. Bu oyuna belli yaş aralığındaki herkes katılmak zorundadır. Tahminen on sekiz ile kırk beş yaş arasında olanlar, gece sinsin oynanıp, halaylar çekildikten sonra düğün odasında toplanarak iki gruba ayrılırlar. Gelmeyenler davul zurna eşliğinde yatağından kaldırılarak getirilir. Gelmek istemeyenlerin damındaki tandır bacasından hayvan kemiği dökü-lür. Stresli bir oyun olduğundan, kavgayı önlemek için sözü dinlenen ihtiyarlardan birkaç kişi de mutlaka gözlemci olarak yanlarında bulunur. Her grup kendi içinden saklanan yüzüğü bulacak dörder kişi; yüzüğü saklayacak bu konuda tecrübeli birer kişi seçerler.
Saklayıcılar düğün odasının farklı köşelerinde yerleşirler. Bir tepsi içinde aynı görünümlü 6 tane fincan gelir. Aralarında önce hangi grubun saklayacağı tespit edilir. Köşedeki saklayıcı üzerine bir palto örterek gizlendiği yerde, tepsiye değişik sıralamalarla dizdiği fincanların birinin altına yüzüğü yerleştirerek ortadaki masanın üzerine itina ile koyar. Gruplardan seçilen kişiler bu masanın başında karşılıklı olarak oturmaktadır. Bulmaya çalışan grup oyunun kuralına göre yüzüğü hangi fincanın altında olduğunu bulmaya çalışır. Bulursa bir sayı kazanır, bulamaz ise karşı taraf bir saya kazanır. Her sayının türküsü vardır kazanan taraf hep birlikte kazandıkları sayının beyitini söylerler.

Yorganlarda olur pire
Sıçradı da düştü yere
Duydunuz mu arkadaşlar
Bizim sayı çaldı Bir’e

Ormanlarda olur tilki
Kulakları iki iki
Duydunuz mu arkadaşlar 
Bizim sayı oldu iki

Saraylarda olur cüce
Dolaşırlar gündüz gece 
Duydunuz mu arkadaşlar
Bizim sayı geldi üçe

Saraylarda olur perde
Perdenin uçları yerde
Duydunuz mu arkadaşlar
Bizim sayı vardı dörde’

Kız elinde billur şişe
Benleri var köşü köşe
Duydunuz mu arkadaşlar 
Bizim sayı çaldı beşe

Yüzüğü bulan taraf:
Yüzüğü buldu eşimiz 
Hayıra döndü işimiz

Şeklinde her sayının beyitleri vardır, kazanan taraf habırlekte söyler.

Her saklamada karşı tarafı şaşırtmak için fincanlar tepsiye farklı permütasyonla dizilir.

Sayı 14 de biter, 7. Sayıda fincan sayısı 7 ye çıkarılır. İki defa size bize diye fincan seçme hakkı vardır. Buna fincan çelma denir. Eğer birinci çelmede yüzük bize dediği fincanda çıkarsa karşı tarafın sayısı bire iner. Kazanan taraf yenilen tarafa ceza verir. Bazen bu cezalar ağır olabilir. Çok ince kuralları vardır. Kuralların uygulanma esnasında ve kaybeden tarafa verilen cezalardan dolayı tartışmalar, kavgalar olma ihtimaline karşı ihtiyarlar hakemlik yapar. Oyun sabaha kadar sürebilir. 

Düğünlerde; oynamak, halay çekmek, sinsin gibi faaliyetlerin yanında, eski zamanlarda cirit de oynanırdı. Atın en hızlı ulaşım aracı olduğu dönemlerde çoğu evde at beslenirdi. Hem kışın köyler arası ulaşımda kullanılır, hem de zaman ve mekânın müsait olduğu kış günlerde atı olanlar cirit oynardı. Ciritten önce atın bacaklarının açılması; ciritten sonra terinin soğuması için boş bir alanda dolaştırılırdı. Bu da çocukların zevkle yaptığı bir iştir. Bunu bilen at sahipleri çocukların bu hevesini geri çevirmezlerdi. Atlar cirit alanının dışındaki bir sahada geminden tutularak gezdirilir. Atlar uysal hayvanlar oldukları için geminden çeken çocuk bile olsa istenilen yere gider ve kesinlikle zorluk çıkarmaz, zarar vermez. Atların ısındığına kanaat getirilince oyuna başlanır. Bazı atlar cirit oyununa yatkındır, saldırırken de, kaçarken de çevik ve hızlıdır. Belki sahibi atın dilinden anlamadığı için bazı atlar bu uyumu sağlayamaz, sahibini rezil eder. “At sahibine göre kişner” derler ya. 

Kamyonlar, otobüsler köylüye hizmet etmeye başlayınca, ulaşımda ata ihtiyaç kalmadı, cirit oynamak için de at beslenmedi ve böylece köyümüzde bir gelenek daha tarihe karışmış oldu.
Düğünlerde unutulan bir gelenek de “Seher davulu ”dur. Düğün süresince sabah ezanından sonra davulcu ile zurnacı düğün sahibinin kapısının önünde, uyku arasında insanı etkileyen, ağa gelin gibi ağıtlar, dertli havalar çalarlardı. Hava ne kadar ayaz olursa olsun seher davulunu köylüye dinletmek bir gelenekti. Sabah namazına gidenler ve kadınların birçoğu zaten o saatte ayakta oldukları için, bazıları da sıcak yatağında yarı uykulu olarak bu davul zurna konserini dinlerdi.
                     Devam edecek
 

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI