Koramaz ve Zamantı yöresinde düğün gelenekleri-1 - Ali MADEN

Koramaz ve Zamantı yöresinde düğün gelenekleri-1


Dünür düşmek

Düğünler ve nişanlar genellikle kış aylarında yapılır. Kış ayları işlerin azaldığı, insanların boş kaldığı günlerdir. Gurbete gidenlerin yuvaya döndüğü, hasretlerin sona erdiği mevsim, gençlerin evlenmeyi düşünecek kadar zamanının olduğu günlerdir.

Nüfus az, çevre dar olunca gençlerin tercihleri de sınırlı olur. Kızlar ekseriyetle akrabalarındaki gençlere mahal (uygun) görülür. Amcasında, dayısında, halasında bekâr genç varsa, onlardan dengi olan birine konu komşu tarafından yakıştırılır. İş ciddileşme aşamasına gelince, evlendirilmek istenen kız ya da erkekten rızasız olanlar, başka birinde gönlü varsa bunu bir türlü açığa vurur, anne baba bu niyetten vazgeçer. Böylece dünür gidip adını çıkartmamış olurlar. Bu durumlarda nadir de olsa gençlerle ebeveyn arasında tartışmalar olabilir.

Erkekler, kızlara evlenme niyetlerini, kendi yakını olan bir kız ya da gelin aracılığı ile duyurur. Bazıları müsait zaman, mekân ve cesaret bulursa kendisi de kıza doğrudan söyleyebilir. Bunları da yapamazsa etrafa belli etmeden, yolda, bağda, bahçede, bakışları ile niyetini kıza belli eder. Olumlu cevap alırsa dünür göndererek istetir. Bazen bunların hiç birisi olmaz, kızın ve kız evinin bilgisi olmadan doğrudan dünür gidilerek kız istenir. Bazen de oğlan tarafı, dünür geleceklerini iki tarafla da samimi olan, akraba bir kadın aracılığı ile kızın anasına duyurur.

Akşam oğlan babası ve anası kız evine dünür giderler. Eğer kız babası oğlanın babasından yaşça büyük ve hatırlıca biri ise oğlan tarafı yanına büyük baba, amca, dayı gibi ağzı laf yapan bir büyüğünü alarak gider. Eğer oğlanın babası hatırı sayılır biri ve kız babasından yaşlı ise buna gerek görülmez.  Dünürlükte önce hal hatır sorulur, havadan sudan konuşulur, sohbetin esas konuya doğru gelmesi sağlanır, “sebebi ziyaretimiz” diye söze başlanır. Dünür düşme görevi kime verilmişse, o şahıs “Allah’ın emri Peygamber efendimizin kavli ile kızınız falancayı oğlumuz falancaya istiyoruz” diye dünür düşer. Genellikle dünür düşen kişi yaşlı ise kızın ismini unutmaması için iyice tembihlenir. Kız evi naz evi derler ya! Verecek olsalar bile hemen evet demez. Üç defa gelinmesi gerekir ki hemencecik vermişler denmesin diye. Kız evi razı ise üçüncü dünürden sonra: “Allah yazdı ise olur” der, iş danışığa (bazı akrabaların bu hayırlı iş hakkındaki düşüncesini öğrenmeye) kalır. Kızın amcası, dayısı, sülalenin büyükleri, kim varsa hepsine danışılır.

“Falancalar bizim kıza dünür geliyorlar siz ne dersiniz?” diyerek fikirleri alınır.

Bu danışma biraz da nezaketen yapılır. Kız ve kız evi razı ise yakınları buna engel olmaz.

“Siz nasıl münasip gördüyseniz öyle olsun” derler.

Nadiren bu evliliğe karşı çıkan amca, dayı, ağabey olabilir. O zaman dünürcülere münasip bir dille, onları incitmeden, “kısmetinizi başka yerde arayın” diyerek olumsuz cevap verilir. Ne yapalım kısmet değilmiş deseler de bu durum oğlan tarafına ağır gelir. Dünüre sebep genç, reddedilmeyi onur meselesi yapar, bir müddet toplumdan ve arkadaşlarından uzaklaşır. Hele kızın gönlü varken dünür geri çevrilmiş ise, her iki genç için de çok zor olur. Az da olsa böyle olumsuz sonuçlanan dünürlükler de olabilir. Dolayısıyla bu şekildeki dünürlükler, olumsuz cevap alınma ihtimaline karşı, ne olur ne olmaz diye mümkün olduğu kadar gizli tutulur ama yerin kulağı var derler ya. Yine de geç de olsa mutlaka duyulur.
Eğer ki bir engel yoksa kızın gönlünün olup olmadığı kızın anası tarafından kıza sorulur. Kız babası ile asla bu konuyu konuşmaz. Kız; “siz bilirsiniz” diyorsa gönlü varmış kabul edilir, oğlan tarafına verilecek cevap ona göre hazırlanır. Bazen de babanın gönlü olmaz, kıza hiç danışılmadan, gönlünün olup olmadığına bakılmadan reddedilir. Kızın gönlü varsa da kimselere söylemez, sırrını mezara kadar saklar. Bunun tersi de olabilir. Kızın gönlü olmadığı halde kocaya verilen kızlar da vardır. Dünür gelen, kızın amcası, ya da dayısı ise, babası bu yakınlarına yok diyemez. Hem de “kızım ellere gitmesin” diye düşünür. Kızcağız sevse de, sevmese de mecbur olur. Bunlardan bazıları kaderim der razı olur,  kocasına katlanır ya da “nikâhta keramet var” derler ya; belki de sever mutlu olurlar. Bazıları da anlaşamadıkları için ömür boyu sıkıntı çeker. Her şeye rağmen ailenin kutsallığına hürmeten yuva yıkılmaz, terk edilmez. Koca evini terk etmek, boşanmak çok ayıp karşılanır. Kimse böyle bir şeyi aklından bile geçiremez.
                                    Devam edecek

YAZIYI PAYLAŞ!