EĞİTİM ÖĞRETİMDE SINIF ÖĞRENCİ SAYISININ ÖNEMİ VE İKİLİ ÖĞRETİM - İbrahim Uyar

EĞİTİM ÖĞRETİMDE SINIF ÖĞRENCİ SAYISININ ÖNEMİ VE İKİLİ ÖĞRETİM


Sağlık, güvenlik ve eğitim hayatın vazgeçilmez üç unsuru olarak zikredilir. Bu üç şey zafiyet kabul etmez.  Zira bunlardan birindeki aksaklık ya da verimsizlikler bir insanın değil,  toplumların geleceğini kararta bilir.
                Milli Eğitimde daha kaliteli bir eğitim için pek çok tekliflerimiz oldu, olmaya da devam edecektir. Ama içinde bulunduğumuz günlerde Milli Eğitim Bakanlığımız yoğun bir çalışma içerisinde olup, önemli bir sorunun nasıl çözülmesi gerektiği konusunda bir karar vermek üzeredir.
2012-2013 Öğretim Yılında yedi yaşında olan öğrenciler ile birlikte altı yaşındaki öğrencilerde ilkokula kaydedilmişti.  Hem altı, hem de yedi yaş gurubunun aynı yıl kaydedilmesi sonucu oluşan yoğunluk, aşamalı olarak bu yıla kadar geldi. İlköğretimden bu yıl mezun olacakları için, artık yoğunluk 2020-2021 Öğretim Yılından itibaren liselere kayacak.
Ancak bu yoğunluk liseler için acilen yeni planlan lamaların yapılmasını, eğitim ve öğretimi en az verim kaybına neden olacak çözümlerin belirlenmesini gerektirdi.  Şimdiye kadar her öğretim yılında yaklaşık 1 milyon 2 yüz bin öğrenci alımı için planlanmış olan liselerimiz, Türkiye genelinde 6 yüz bin öğrenciye daha kapılarını açmak zorunda kalacak. Toplamda 1 milyon 8 yüz bin öğrenci liseli olacak.  Artış yüzde elli…
Devletimizin okul ve derslik sayılarını artırma ile ilgili gayretlerini takdirle izliyoruz. Ama yeni öğretim yılının başlamasına çeyrek kala yapılacak bu çalışmaların çözüme bir faydası olmayacaktır. Çünkü yeni bir okul en az iki yılda tamamlanır.
 Fazla talep edilen okullardaki öğrencilerin, daha az tercih edilen lise türlerindeki boş kalan sınıflara gönderilmeleri de hem sorunu çözmeye yetmez hem de başka sorunların doğmasına neden olur.
Bu durumda çözüm için öne çıkacak iki çalışmadan söz edilebilir;
 Birincisi; 2019 -2020 Öğretim Yılında liselerden mezun olacakların yerine alınacak öğrencilerin sayısını artırmak… Yani dokuzuncu sınıfta, bazı okul türleri  için otuz, bazıları için  kırk  öğrenci alınırken, bu yılki 6 yüz bin fazlalık öğrenciyi mevcut sınıflara paylaştırarak yoğunluk sorununu çözmeye çalışmak….
 Zaten bir sınıf için otuz-kırk kontenjanın eğitim- öğretim açısından ne kadar uygun olduğu tartışılırken, bu kontenjanları daha fazla artırmak; şişirilerek son haddine ulaşmış balonu, biraz daha şişirmeye çalışmak gibi olacaktır. Öğrenci davranışlarındaki gevşemeler nedeni ile sınıf yönetiminde meydana gelen zorluklar, sınıf öğrenci sayılarının artırılması ile öğretmeni ve okulları aşan bir disiplin zafiyetine dönüşe bilir.
 Eğitimde başarıyı artırmak istiyorsak sınıf öğrenci sayılarının artırılması gibi bir çözüm asla düşünülmemeli. Hatta mevcut sayıları düşürmenin çözüm yolları aranmalıdır. Pedagojik çalışmalar ideal kontenjanların sınıf başına on sekiz öğrenci olması gerektiğini vurgular. Bunun ne kadar üzerine çıkılırsa eğitim ve öğretimdeki verimsizlik o kadar artar. Yirmi beş öğrenciyi aşması halinde ise durum verimsizlik aşamasından çıkıp daha büyük zafiyetlerin yaşanmasına neden olur.
Mevcut durum göz önüne alındığında en akıllıca çözümün ikili öğretime geçmek olduğu düşünülmelidir. Çözüm için çalışılan ikinci yolda budur.
 Elbette ikili öğretimin sakıncalarından söz etmek mümkün…  Ama alternatif çözümler ile mukayese edilirse sınıflarda makul sayıdaki öğrencilerin kontrolü ve sınıf yönetiminin sağlanması daha kolay olacak; ahlak, terbiye, davranış, konuşma becerisi, kendini ifade edebilme, temizlik alışkanlığı, insanlarla iletişim kurma, okuma alışkanlığı kazanma, kavrama gücünün geliştirilmesi, bedensel ve psikolojik gelişiminin takibi gibi eğitim çalışmaları daha verimli şekilde yapılabilecektir.
Unutulmamalıdır ki öğretimde verimlilik için her ders saatinde öğrenci başına düşen dakika oranı çok önemlidir. Öğretmen,  on sekiz öğrencinin bulunduğu bir sınıfta, bir ders saati içinde her bir öğrenciye iki dakikadan daha fazla vakit ayırabilirken öğrenci sayısı kırkı aşan sınıflarda, aşma oranına göre bir dakikadan daha az vakit ayırabilecektir. Bu durumda merkezi sınavlara hazırlık ve Matematik, Fizik vb. sayısal derslerden; Tarih, Edebiyat, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi gibi sözel derslerden öğrenciye ne kazandıra bileceğimiz iyi düşünülmelidir.
Eğitimde her zaman Finlandiya modelinden, Almanya örneğinden bahsedilir. Ama unutulmamalıdır ki, dünyanın neresinde olursa olsun eğitim- öğretimi daha etkin ve kaliteli hale getiren unsurların başında sınıf öğrenci sayısı gelmektedir. İdeal olan tabi ki on sekiz-yirmi kişilik sınıflarda normal öğretim yapmaktır.  Ama öğrenci sayısı kırkı aşan sınıflarda normal öğretim yapmak bir nesli kaybetmek derecesinde sakıncalı olacaktır.
 İkili öğretimde, sabahçı öğrencilerin okula erken gitmesi gerekirken, öğlencilerin geç çıkması veya sınıf sayısına bağlı olarak öğretmen sayısının artırılması sonucu gelecek mali yük gibi dezavantajlar olabilir. Ama yine de kalabalık sınıflarda yapılacak eğitim- öğretim uygulamalarına göre avantajları çok daha fazladır.
Artık yetişkinler gibi, öğrencilik dönemini yaşayanlarda sabahın erken saatlerinden akşamın geç saatlerine kadar sosyal hayatın içindeler. Teknolojinin ve sosyal hayatın etkin olduğu günümüzde, eski zamanlardaki gibi akşam ezanı ile sosyal hayat sona ermiyor. Dolayısıyla sabahın erken saati, akşamın geç saati gibi endişeler yersiz olacaktır. Bir tehlike ve sıkıntı söz konusu ise günün her saatinde yaşanması mümkündür.  Bilakis ikili öğretim uygulaması, yoğunluğun dağıtılması münasebeti ile trafikten asayişe varıncaya kadar pek çok alanda problemlerin azalmasına katkıda bulunacaktır. Hepsi milli servet olan trilyonluk binalarda günün sadece beş- altı saatinde tedrisat israftan başka bir şey değil!
İkili öğretim uygulaması konusunda hiç endişeye gerek yok!  Mevcut şartlarda eğitim öğretime ait problemlerin en iyi çözümü ikili öğretim olacaktır…
Selam ve dua ile…

 
 

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
02Eyl

Okullar Yedi Eylülde Açılmalı

25Ağs

Millet Olma Şuuru

18Ağs
12Ağs
08Ağs