DİN PSİKOLOJİSİ AÇISINDAN “KAYGI BOYUTU” (1) - İbrahim Uyar

DİN PSİKOLOJİSİ AÇISINDAN “KAYGI BOYUTU” (1)


İnsan hayatının her aşamasında  “kaygının” önemli bir yeri vardır. Korku, üzüntü, endişe, panik gibi psikolojik durumlar, stres ve depresyona neden olurlar. Stres ve depresyon kaygının boyutuna göre oluşan psikolojik rahatsızlıkların farklı aşamalarıdır. Sağlık ve hastalık, yaşam kalitesi, başarı ve başarısızlık, huzur ve huzursuzluk, dünya ve ahirete yönelik ümitlerimiz ya da korkularımız söz konusu olduğunda sahip olduğumuz kaygının boyutu büyük bir önem arz eder. Kaygı, olması gereken boyutta ise çok yerinde ve faydalı; olması gerekenden az veya fazla ise tehlikeli ve zararlıdır.

Günümüzde Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Hizmeti verenler, “kaygı boyutu” üzerindeki çalışmalarını daha çok öğrencilerin sınav hazırlıkları çerçevesinde yoğunlaştırmışlardır. Öğrencilerin eğitimdeki konumlarına göre, geleceklerinin belirlenmesinde önemi büyük olan LGS, TYT, AYT, KPSS gibi ağır yüklerin altına girecek olmalarının, vaktinden erken yaşatmış olduğu psikolojik travmalar Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Hizmetleri içinde “Kaygı Boyunun” ön plana çıkmasına neden olmuştur.

 İki bölüm halinde yazacağımız konuyu, hem ailelerin çocuklarına daha bilinçli yardım etmelerine katkıda bulunmak, hem de daha iyi anlaşılmasını sağlamak amacıyla öğrencilerin sınavlarda maruz kaldıkları “kaygı boyutu”  açısından izah etmeye çalışalım:
Sınavların neden olduğu “kaygı boyutu” açısından öğrencileri üç gurupta ele almak mümkün:
Birinci gurup öğrenciler, sınava katılacak olmalarına rağmen; sınavların eğitim ve sosyal hayatlarına sağlayacağı katkıları fark edememiş, gerektiği kadar hazırlık yapmayan, konudan söz edildiğinde “boş vermişlik” duygularını yansıtan öğrencilerdir.  Bu gruptaki öğrencilerin “kaygı boyutu”  yetersizdir. Sınavı ve gelecekteki sosyal statülerini önemsemezler.  Kaygısızlıkları kendilerine ve istikballerine yeteri kadar değer vermemelerinin dışa yansımasıdır.  Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Hizmetleri ile farkındalıklarının artırılması gerekmektedir.
İkinci gurup öğrenciler;  yukarda zikredilen öğrencilerin tam tersi bir psikolojiye sahiptirler. Bunlar da, sınavları olması gerekenden fazla önemseyerek, “var olmak veya yok olmak” gibi algılayıp, “başaramazsam, yapamazsam, sınava yetişemezsem, hasta olursam …”  gibi kaygılara olması gerekenden çok daha büyük boyutlarda sahip olan öğrencilerdir. Bu öğrencilerdeki kaygı  “gerekenin yapılması”  için taşınması gereken sorumluluk duygusunun, güvensizliğe dönüşmüş halidir. Öyle ki; kaygının bu sınır aşımı hali başarının artırılmasına değil,  bilakis başarısızlığın sebebi olarak zikredebileceğimiz dikkat dağınıklığına, korku, heyecan, panik ve endişeye; ilginin, isteğin ve hevesin sönmesine neden olmaktadır.

Öğrencilerin “kaygı boyutunu”  artıran genel etken, gelecekteki sosyal hayat ve statülerinin sınavdaki başarıları ile vaz geçilmez şekilde ilgili olduğu düşüncesinden kaynaklanır. Kaygı boyutunun, gerekenden yüksek olması; içe kapanma, duygu kargaşası, edilgenlik ve güdümlü yaşam alışkanlıklarına neden olur.  Sorun, Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Hizmetleri ile sınavın “var olmak veya yok olmak” gibi bir sonucunun olamayacağı, her zaman ve her şart altında “kişinin bir birey olarak” ailesi, milleti ve devleti açısından “değerli” olduğu konusundaki farkındalığının artırılması ile çözümlenebilir. Sınavın “daha konforlu” bir hayat yaşamanın pek çok yolundan birisi olduğunu ve elde edebileceğimiz fırsatlardan birini daha değerlendirmeye çalışmak açısından faydalı olacağı vurgulanmalıdır. Daha iyi bir hayat için; sınavla elde edilemeyenlerin, tekrar elde edilmesi için türlü türlü fırsatların çıkacağı yönünde rehberlik yapılmalıdır.
Üçüncü grup öğrenciler; bunlar ilk iki grupta yer alanlara göre daha sorunsuz öğrencilerdir.  Sınav ve gelecek kaygısı taşırlar ama “kaygı boyutları” ideal ölçüdedir. Kaygıları,  ideallerini gerçekleştirmek için yapacakları çalışmalar açısından yeterlidir. Kendi sorumluluklarını seve seve yerine getirmeye çalışırlar. Dikkat dağınıklığına, gereksiz korku ve heyecana kapılmazlar; kendine yeten tavırları gözlenir. Edilgen değildirler;  özgüven sahibi ve sosyal hayatta daha etken davranışlar gösterirler.  Rol aldıkları gruplarda “Rol Model” özellikler sergilerler.
Başarının sırrı, biraz bu özelliklere sahip olmada gizlidir. Görev ve sorumluluklar yerine getirilir, ama sonuçla ilgili olarak bir teslimiyet söz konusudur. Her şeyin en iyisini Allah bilir…
Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete ram ol!
Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol!.. (Mehmet Akif)
“Dedi ki; dalalete düşenler dışında, Rabbinin rahmetinden ümidini kim keser?”(Hicr S/56)
                                                                                                                                             İbrahim UYAR

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
02Eyl

Okullar Yedi Eylülde Açılmalı

25Ağs

Millet Olma Şuuru

18Ağs
12Ağs
08Ağs