Sokak kısıtlaması distopya*sı… - Selma Kara

Sokak kısıtlaması distopya*sı…


İş gereği her gün olmasa da sıklıkla sokağa çıkan biriyim. O nedenle, hafta sonları sokak kısıtlamasının uygulandığı günlerde bile bazen dışarıda oldum. Ancak 4 günlük kısıtlamadaki kadar sessizliğe denk gelmemiştim.
Sanki savaştan dolayı evlerine çekilmiş insanların olduğu bir ülkenin sokaklarında yürüyordum. Arada bir geçen bir tek otobüs, tek tük araçlar, insanların çekilmesiyle sayısı artan kuşlardan başkası yoktu sokaklarda…
Kulağımla duyduğum ise tam olarak sessizliğin sesiydi.
Evin karşısındaki sokaktan içeri kıvrıldım, solda kalan park terk edilmişti sanki. İlerideki balıkçının önünde tezgâh üzerinde öylece kalakalmış, ‘Pınarbaşı alabalığı’ yazan kağıt ise yüzyıl öncesinden göz kırpar gibi duruyordu. Savaşta terk edilmiş ya da yaşayanı kalmamış bir şehrin sokaklarında dolaşan bir gazeteci gibi hissettim o yazıyı görünce bir an kendimi. Eğer öyle olsaydı, o yazının bulunduğu fotoğraf çok işime yarayabilirdi…
Sessizlik beni ara sokaklara çağırıyordu. Aralara saklanmış bir hareket görürüm umuduyla karşıma çıkan ilk ara sokağa daldım yine, sonra bir diğerine, sonra diğerine... En sonuncusundaki apartmanlardan birinde camdan dışarıya bakan yaşlı bir adam gördüm. Sokakta tek hareket halinde olan ben olduğuma göre o da bana bakıyordu muhtemelen.  O adam, savaş başladığında eve genç girmiş de o uzun süren savaşta yıkıntıların arasında yaşlanmış gibi geldi birden gözüme…
Sonra aynı ara sokaklardan evin yolunu tuttum. Pembe çiçekli ağacı görmediğimi fark ettim dönüş yolunda. O ne güzel bir pembeydi… Ağacın üzerindeki yıpranmış, plastik poşet parçası bir asır önce savaştan kalmış bir şehrin sokaklarında yürüdüğüm hissiyatını perçinledi. Kafamı eğip hiçbir yere bakmadan eve attım kendimi. Bu kadar sessizlik can sıkıcıydı…
Bilgisayarı açtım ve sosyal medya hesabımda anılar kısmına, geçen yıl haftanın 6 günü çalıştığım iş yerinde yaptığım bir paylaşım düşüverdi. “Çalışmaktan bahar dallarının güzelliğini kaçırıyoruz.” yazmışım. Anladım ki mevzu yalnızca çalışmak değilmiş…
Öyle kulak kesilmeyin hemen, kapitalizmden dem vurmayacağım.
Hani diyorlar ya; “Kovid’den sonra dünya eskisi gibi olmayacak” diye, “Yaradan” dedim kendi kendime; “Yaradan yarattığı güzelliklerin farkına varılmadan dünyadan geçip gitmemizi ister miydi?” Kovid’den sonra dünya eskisi gibi olmayacaksa, güzelliklerin farkında olacağımız bir dünya olmalı diye düşündüm.
Sokakta yürürken yaşadıklarım ne kadar distopik ise bu istek de o kadar ütopik.
Dünyanın öyle bir yer olması için yeni bir toplumsal sözleşmeye ihtiyacımız var ki, o sözleşmede ortak olacak ortak bilincimiz henüz yok maalesef.
Bahar dallarının güzelliğinin farkına varmak için küresel bir felaketin içinde olmak ise bir başka ironi…
*Distopya: İlk kez John Stuart Mill tarafından kullanılan kavram, ütopyanın tersine, kabaca; ‘kötü yer’ anlamına gelir.
 

YAZIYI PAYLAŞ!

Yorumlar / 1

  • İbrahim kara | 27 Nisan 2020 16:26

    Ben 65 yaş üstü olarak dışarıya cikmadigim için dışarıda ne olduğunu ne biçim bir manzaraya olduğunu tahmin edemiyorum ama evin icinde odalarda neyin nerde hangi odada ne olduğunu mutfakta hangi saatte yemek yapılmaya başlandığını kahvenin nasıl yapıldığını öğrenebilirim bu arada evin işlerinin yapılmasını çok zor olduğunu anladım eeee bunları öğrendiğime göre dışarı ne zaman CİKABİLECEGİMİZİ Hiç ogrenemedim

YAZARIN SON 5 YAZISI
28Tem
23Tem

Sansür mü otosansür mü?

02Tem
23May

Koronadan sonra…

13May

Alternatif gazetecilik