Yaralar, suretler, duyarsızlık ve sosyal medya - Selma Kara

Yaralar, suretler, duyarsızlık ve sosyal medya


Bir şair* demiş ki;
“Yara gömleği giyer buralarda herkes. Ömrünce de çıkarmaz. Biz sırlarımız gibi yaralarımızı herkese göstermeyiz. Yaralarımızı herkesin önünde ağlatmaz, herkesin önünde şımartmayız. Hiç çekinmeden ağaçlara, sulara, kuşlara ve toprağa gösteririz yaralarımızı. Çünkü onlar bizim yara arkadaşlarımızdır, göz şahidimizdir… Buraya gelenler yaralarımıza turistik bir eşya gibi bakıyor… Turistik eşya gibi yaralarımızın başını okşuyor, yaralarımızla fotoğraf çektiriyor… Burada her şey, dağ-taş, evler-sokaklar, insanlar ve hayvanlar ‘yara burcu’nda… Yaralarımız yara kardeşlerimizi yardıma çağırır ama onları asla. Gölge etmesinler başka turist istemez. Yaralarımız selam eder ama kime?”

3 hafta önce yaptığım Zonguldak Maden Müzesi ziyaretindeki fotoğrafları incelerken aklıma geldi şairin notları. Zonguldak Maden Müzesi, yerin dibinde yaralanıp yaraları gün yüzünde açığa çıkanların mekanı ve o yaralar şimdi turistik eşya olmuş. Yakınına kadar gidip göz bebeklerine kadar bakabiliyor, kuş bakışı fotoğraflayabiliyorsunuz.

Ben maden yarasının göz bebeklerine 13 Mayıs 2014’de meydana gelen Soma faciasında baktım en yakından. Memleketim Bergama’ya da yakın olması nedeniyle facianın üçüncü günü merakıma yenilemeyip otobüse atladığım gibi Soma’ya gittim. Aklımda kalan en net suretler; şehrin içindeki dev afişler, madene giderken yerin altından gökyüzüne çıktığını gördüğüm dumanlar, facianın meydana geldiği alanda kurulmuş kurum ve kuruluşlarla STK’lara ait çadırlar arasından sadece görev gibi sedyede taşınan üzeri battaniyelerle örtülü ölüler ve sağda solda duran sarı kasklar oldu. Sonra suretlerin suretlerini fotoğrafladım. Ne çeksem gördüğüm sureti yakalayamıyordum; yaranın replikasının replikası gibiydi hepsi. O zamanlar çalıştığım Kayseri Meydan gazetesine yayımlandı çoğu, yanındaki gözlemler ve röportajlarla birlikte. Yazı da sanki yaraların replikasının replikası kıvamındaydı.

Bir gün dünyanın gündemine kıyıya vurmuş Aylan Bebek sureti düştü. O suret bir anda tüm dünyayı harekete geçirdi, dünyanın gözü mültecilerin dramlarına daha bir odaklandı. Ama o suret o kadar göründü ki gözümüze, bir süre sonra dramlar da yaralar da Aylan Bebek’in sureti gibi sıradanlaştı. Aylan bebeğin suretini ilk gördüğümüzdeki bakışlarla bakamadık mültecilerin yaralarına, suret yaraların üzerini örttü.

Geçen gün Kayseri Life TV’deki programımızın konusu sosyal medya ve siyasal katılım idi. Uzman konuklardan biri, 5 yıl önce yaptıkları araştırmada sosyal medyada yazının ağırlıkta olduğu mecralar tercih edilirken, yeni yaptıkları araştırma sonuçlarına göre artık görselliğin baskın olduğu mecraların tercih edildiği sonucuna ulaştıklarını söyledi. Geçenlerde yapılan bir başka araştırmada da, kitlenin haber almak için Twitter’dan ziyade görselin ön planda olduğu Instagram’ın tercih ettiği belirtilmişti.

Programdaki aynı uzman, gösterme çağının derinlikli bilgi edinme isteğini engellediğini, buralarda edinilen bilgilerin de yorum ve muhakemeyi beraberinde getirmeyen yüzeysel bilgiler olduğunu söyledi. Bunlar da bilgilerin replikasının replikası olmuştu anlaşılan.

Dijital çağın içinde doğan yerliler olsak da, içinde doğmadan sonradan dahil olan göçmenleri olsak da, artık yaptığımız iş ortak; göstermek. Suretlerimizi göstermek, anlarımızın ve anılarımızın suretlerini göstermek, yapıp etmelerimizin, sevdiklerimizin, sevmediklerimizin suretlerini göstermek. Gösterirken başka göstergelerle (emoji denilen) gösteriyi tamamlamak. Göstere göstere sıradanlaştırmak; anları, anılarımızı, sevmelerimizi, nefretlerimizi tüm duygularımızı mesaj kaygısı ile suretlere oradan da suretlerin suretlerine dönüştürmek. Maden müzesindeki gibi yerin dibindekileri gün yüzüne çıkarıp ışık kırılmalarıyla renklerini bozmak. Bergama’da Allianoi Antik Kenti’nde Nymphe Heykeli çıkarılmıştı. Heykel ilk çıkarıldığında neredeyse şeffaf sayılabilecek bir mermer görünümünde iken, oksijenle temas ede ede şeffaflığını yitiren sıradan bir mermer görünümüne büründü. O eski halinden eser şimdi yok. İşte o sosyal medyada gösterdiklerimiz de, damarlı mermer kıvamında. En güzel suret bile saklı kalmış halindeki kadar güzel değil.

Açıldı bir kere Pandora’nın kutusu. Gösteri aleminde hangi duygumuzu göstersek çok gördüğümüz Aylan Bebek fotoğrafı kadar sıradanlaştı. Geri dönüşü  var mı bilinmez ama panzehirinin, üzerine düşünmek olduğu kesin. Yüzeysel bilgilerin iş gördüğü gösteri çağında düşünme bizi hangi yara köşelerinden yakalayabilirse o da…

Yazının başında alıntıladığım şair ‘yaralama notları’na şimdilik şöyle bir virgül bırakmış (yaranın noktası olmaz);
“Bir masal der ki; insan iyileşmez bir yaradır. Bir rivayete göre ‘insanız’, yaralıyız işte.”
Yaraların suretlerine bakmamalı yalnızca, suretlerin suretlerine takılmamalı, var olanın/edilenin ardında kanlı, canlı ve hiç de yüzeysel olmayan bir varlık olduğunu bilip saygıda kusur etmemeli, yaraları göstere göstere yaraları örtüp saygısızlık etmemeli…

Şair yan masaldan dedi ki; "Yaraların beyanı esastır."

*Şair: Sezai Sarıoğlu.
 

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
28Tem
23Tem

Sansür mü otosansür mü?

02Tem
23May

Koronadan sonra…

13May

Alternatif gazetecilik