Sokağa çıkma yasağının bilinçaltı - Selma Kara

Sokağa çıkma yasağının bilinçaltı


Dün gece herkesin malûmu olduğu üzere 2 günlük sokağa çıkma yasağı ilan edildi.
Gece yarısından itibaren başlayacak yasak, saat 21.00 sularında ilan edilince, o 3 saatte evlere şenlik görüntüler ortaya çıktı.
Birden kalabalıklaşan sokaklardaki maskenin olmadığı ve sosyal mesafe kurallarına dikkat edilmediği görüntüler mevzuuna hiç girmeyeceğim, zaten sosyal medyada konuyla ilgili milyonlarca görüntü ve yazı paylaşıldı.
Ben biraz daha işin bilinçaltı ve toplumsal hafıza kısmındayım.
Şarjım bittiği ve duyurunun yapıldığı saatlerde henüz telefonumu açtığım için, bir haber için aradığım arkadaşım vasıtasıyla yasaktan haberdar oldum. Arkadaşım hemen uyarıda bulundu: “Gece 12’de başlayacak, ekmeğin falan yoksa çık al, ben de çıkacağım şimdi.”
Yasağın iki gün olduğunu ve mesleki avantajımdan dolayı dışarı çıkabileceğimi biliyor olmama rağmen benim de içimi korku kapladı. Kendi kendime sordum; nereden çıktı bu korku diye…
Sokakta da aynı korkunun tezahürleri vardı: yasağı duyan vatandaş fırın ve marketlere saldırdı. Bazı şehirlerde kavga görüntüleri paylaşıldı. Sokaklarda birden araç yoğunluğu arttı. Dışarı çıkmak yasak olmasına rağmen, nedenini anlayamadığımız biçimde benzin istasyonları önünde kuyruk oluştu. Yine bazı şehirlerde aniden pazarlar kuruluverdi, vs. vs…
Toplumsal hafızamız ve bilinçaltımız bizi içinde bulunduğumuz andan kopardı yine. Aynen 15 Temmuz gecesinde olduğu gibi. Hatırlayın, o gece de bankamatikler önünde kuyruklar oluşmuştu.
İhtilâl ve kıtlık korkusuydu bunun adı ve bir türlü peşimizi bırakmıyordu. Çünkü, bizzat İhtilâl tanığı olmamışların bile, evlerinde ya da çevrelerinde, sokağa çıkma yasağı ya da o çok bilindik, yağ kuyruklarını, daha gerilere gidersek ağaç kabuğu yeme hikayelerini duymuşluğu vardı…
İşte o korku, ‘yasak’ kelimesini duyunca saklandığı yerden çıkıp tekrar hortladı…
İşte o korku maskelerimizi de düşürdü. Zor günde birbirimize yardım edecekken bir anda kendi telaşımıza düştüğümüzü gösterdi bize…
İşte, o korkudan dolayı komşusu açken tok yatan olmaya aday bir sürü insan sokaklara doluşuverdik.
Halbuki markete, fırına, aniden kurula pazara gidebilenler buz dağının görünen yüzüydü. Parası olmadığı için evden çıkamayanlar da, o anda hiç aklımıza gelmeyen görünmeyen yüzü…
Aristoteles’in bir sözü: “Adî olanlar korku ve baskıya, seçkinlerse edep ve hayaya boyun eğerler.” Adî yanımız korkuya boyun eğdi, seçkin olanımız da hayretle izledi bu manzarayı; “İki gün ya hu, iki gün…” dedi yine hayretle…
Ruh Sağlığı alanında ordinaryüs unvanı almış Prof. Dr. Heinrich Meng’in, korkunun insanı aptallaştırdığına dair sözü de, 3 saatte yaşadığımız durumu özetlemeye yetiyordu.
Günlerdir evde kalmaya dönük çabamızı 3 saatte yerle bir etmemiz bir yana, durup düşünmeden insanlıktan çıktığımız hallerimiz öte yana…
Peki, insan bilinçaltının baskısından nasıl kurtulur, kurtulabilir mi? Yıllarca iliklerimize işlenmiş bu korkulardan sıyrılmak mümkün mü? Elbette, bütün bunların panzehiri bir durmak, düşünmek ve duygularımızın bizi ele geçirmesine izin vermeden, dahası korkumuz aptallaştırmadan aklımızı devreye sokabilmek…
Ben bunları yazarken, evimin önündeki benzin istasyonundan kavga sesleri yükseldi. Saat gece yarısını geçmişti ve inatla benzin almak isteyenler istasyon sahibiyle kavga ediyordu. Benzin istasyonu çok yakın olduğu ve artık sokaklara gecenin sessizliği çöktüğü için camı açınca kavgada neler söylendiğini çok net duyabildim. Benzin almak isteyen kişi: “Sen kimsin …, bana bu benzini vermeyecek …” sözlerindeki üç noktalı yerleri sinkaflı biçimde art arda sıraladıktan ama yine de benzinini alamadıktan sonra son derece lüks otomobilinin gazına sonuna kadar basıp oradan uzaklaştı. Muhtemelen başka bir istasyona doğru…
Ben sokağı izlemeye devam ederken, bu kez oldukça mütevazı araçlı biri geldi. İstasyon sahibi kapattıklarını söyledi, otomobil sahibi de kavgasız, gürültüsüz uzaklaştı. Ne de olsa lüks otomobil yaslanılacak bir güçtü ve güce kimse karşı koyamazdı. O güç, küfretmeyi ve yasakları çiğneme duygusunu meşrû kılıyordu…
Böylesi durumlarda toplum bir laboratuar gibi izlencelik hale geliyor. Dostun iyisi kara günde belli olur misali, toplumun iyisi de kötüsü de yasak günlerinde görünür oluyor. Öyle şeffaflaşıyor ki, buradan bakınca arkasında ne var ne yok ortaya çıkıyor.
Çıktı da… Ve maalesef ortaya çıkan manzara bu sınavda sıfır çektiğini gösterdi.

  • Vatandaşa zillet, gazeteciye nimet
Bazı durumlar vatandaşa zillet, gazeteciye nimet. Bu son yaşadıklarımızda vatandaş; “Durduk durduk ne biçim bir dönemde doğduk." derken; gazeteci, "Allahım ne güzel bir dönemde dünyaya gelmişim, ahir ömrümde bir gazetecilik yapayım dedim darbe girişimi gördüm, pandemi gördüm, sokağa çıkma yasağı da gördüm, Allah'ın izniyle şu meteor da çarpsaydı da o anda görüntü çekebilseydim." diye geçiriyor içinden…
 
 
 
 

YAZIYI PAYLAŞ!

Yorumlar / 3

YAZARIN SON 5 YAZISI
28Tem
23Tem

Sansür mü otosansür mü?

02Tem
23May

Koronadan sonra…

13May

Alternatif gazetecilik