Mustafa URHAN

MUAZZEZ

Mustafa URHAN

Adım Muhip, bey abiciğim. Gözlerimi bir gölgenin peşine bırakalı çok oldu. Kuşları, çiçekleri ve bütün güzel kokuları artık içimde taşıyorum. Bilmiyorum bunlardan kurtulabilir miyim? Aslızatında bir çiçeğin hasretiyle yaşıyorum. Yaşıyorum da denmez buna ama hayatım bununla anlam kazanıyor diyebilirim. Bütün ömrümü o çiçeği bulmak uğruna feda ettim. Masallardaki şehzadelerin Kafdağı’nın arkasına gitmek için yola çıkması gibi ben de bir güzel kokunun peşinden koşuyorum.
Sardunyayı bilir misin? Pembe, sarı, beyaz ve kırmızı tonlarında bir çiçektir. Fazla sıcak ve soğuk ile karşılaştığında çiçekleri ve yaprakları kötü etkilenir. Doğrudan güneşi görmemelidir. Ancak ışığı sever. Hafif gölgeli bölgeler de hoşuna gider.

Bahçenizin aydınlık ve rüzgarsız yerleri onun için oldukça uygundur. Her ne kadar bahçeye uygun gibi görünse de evi daha da sever. Hassastır ve evi şenlendiren bir özelliği vardır. Aşırı sulanmayı ve beslenmeyi sevmez. İlginizi ayarında tutmalısınız. Ne güzel bir kokusu vardır. Bazen çilek, bazen elma veya limon çiçeği gibi kokar. Ben en çok sardunyayı severim.

Sardunya, bana hep Muazzez’i hatırlatır bey abiciğim. Muazzez de öyleydi.

Hassastı. İçimi binbir sevinçle doldururdu. Aynen sardunya gibi pembe, sarı, beyaz ve kırmızı renkleriyle kendine mahsus halleri vardı. Kokusu geçtiği her yerde belli olurdu. Ellerini değdirdiği her şeyde de Muazzez’i bulurdunuz. Çünkü kokusu o işlere de sinerdi. Yeter ki oralarda bir ara bulunsun. Siz oralarda Muazzez’i görmeseniz bile Muazzez’in izini ve kokusunu muhakkak hissederdiniz. Bulunduğu yeri ışıklandırır, gülüşü bütün çocuklara siner; oluşturduğu sevinç dalga dalga rüzgara, ağaçlara, bulutlara kadar yükselirdi.

Ceplerinde çocuklar için taşıdığı şekerler vardı. Bana da şeker verir belki diye düşünerek çocuk olmak isterdiniz. Nezaketi sesinde, yürüyüşünde, içi hep neşeyle dolu bakışlarında bir şarkı gibi gezinirdi. Onu ancak uzaktan seyrederdiniz. Zira yakınında bulunmak, dayanılmaz bir hayranlığın rüzgârında savrulmayı göze almak demekti.

Çiçeklere ve kitaplara düşkündü. Penceresi bir bahar bahçesi gibiydi. Aynen gülüşü gibi. İnsanın
“Yeşil pencerenden bir gül at bana
Işıklarla dolsun kalbimin içi
Geldim işte mevsim gibi kapına 
Gözlerimde bulut, saçlarımda çiğ” şiirini ona hep okuyası gelirdi.

Bir gün babasının görevi münasebetiyle Erzincan’a taşındığını söylediler. Dağları karlı Erzincan’da ne yapıyor, hangi sevinçleri çoğaltıyor bilemiyorum. Uzun yıllar oldu haber alamıyorum ondan. Bu istasyona gelişim Muazzez’den bir haber alırım diyedir.

Giderken bir şal bırakmış bana. Kırmızı bir şal. O da olmasa hepten mahvolacaktım. Bilir misin bu şalda da Muazzez’in kokusu var. Hanımeli gibi veya yağmur yağdıktan sonra topraktan yayılan koku gibi. Bence ellerinin kokusu bu.  Sinmiş işte şalına.
 Muazzez Erzincan’a gittikten sonra onu hatırımdan çıkarmamak için çiçeklerle uğraştım. 

Hanımelini onun ellerini hatırlattığı için, begonyayı gülüşünü, fulyayı zarafetini, fesleğeni bulunduğu ortamlara ferahlık hissi verdiği, hüsnüyusuf çiçeğini kahkahalarını, manolyayı konuştuğunda her şeyi şarkıya dönüştürmesini, nilüferi duru ve su gibi yürüyüşünü, orkideyi zor ulaşılır olmasını, papatyayı seviyor sevmiyor falı gibi hallerini, yasemini bulunduğu yeri güzelleştirdiğini hatırlattığı için seviyorum.

 İnanır mısın bey abiciğim, bunları sana bu şekilde anlattığımı duysa muhakkak bana kızardı. Ne kadar  da abartıyor, ne çok şey söylüyorsun derdi. Söylemesem olmaz mıydı bilemiyorum. Ancak içimde bir güzel şarkı gibi çoğalan sesindeki o ritimde kaybolurdum. 

Şimdi sen bana  bu istasyona gelme diyorsun. Nasıl yaparım bey abiciğim?

Giderken kendisinin bütün kokusunun sindirdiği şalını buraya bırakmış. Bana kalan tek hatırası o ve bıraktığı yer de burası. Ben buraya o hatırayı hep canlı tutmak ve yaşamak için geliyorum.

Gelmesem deli olurum.

Yorumlar 3
Ercıyes 12 Ocak 2024 23:23

Yazınızla yıllar öncesine 22 sene öncesine Seyit burhanettin de beraberce konuşmamıza fikir alışverişine çözüm odaklı istişareleri Bir hatıra olarak yaşadık Neydi o yıllar üstadım

Reis 22 Ekim 2023 16:59

Yazıda geçen çiçeklerin kokusunu, rüzgarda salınan şalın ipeksi dokusunu ve aşkı bütün ruhumla hissettim…Gönül dağım titredi…eyvallah üstad

Murat Önal 10 Ekim 2023 18:07

Şiir gibi yazı… Bayıldım…

Yazarın Diğer Yazıları