Batı uygarlığının sonu ve müslümanların yanlış anlam arayışları - Vedat ÖNAL

Batı uygarlığının sonu ve müslümanların yanlış anlam arayışları


Bugün yaşadığımız olayları değerlendirirken geçen yüzyılda veya yüzyıllarda bizde ve dünyada yaşanan tarihe göz atmadan sadece yaşadığımız birkaç olaydan sonuç çıkarmak hiçbir şeyi anlamaya yetmiyor. 

Bu anlamda Peygamberlerin hayatlarını da inceleyip değerlendirirken yaşadıkları dönemdeki dünya tarihinin bilinmesinin ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. Hz. İbrahim ve Hz. İsa’nın hayatlarını değerlendirip o gün ki dünyaya baktığımızda bunun ne kadar önemli olduğunu anlayabiliyoruz. Hz. İbrahim’e Kurban ibadetinin emredilmesi ve Hz. İsa’nın mucizevi bir şekilde babasız olarak dünyaya gelmesindeki, saklı hikmetler o günün dünyasında yaşanan olaylar değerlendirildiğinde daha iyi anlaşılacaktır.

Bu yüzden bugün batı uygarlığının geldiği nokta değerlendirilirken geçmiş asırlarda geçirdiği süreçler göz önünde bulundurulmadan yapılacak değerlendirmelerin bir anlamı olmayacaktır. Batı uygarlığının bugün teknolojik gelişmeler dahil, son yaşanan hastalık süreçleri de dahil sağlıklı değerlendirilebilmesi için bu tarihi süreçlerin en azından genel olarak bilinmesi çok önemlidir.

Coğrafi keşiflerle başlayan ve 19. yüzyılın güya aydınlanma olarak adlandırılan düşüncesiyle zirveye çıkan Batı uygarlığı, 20. yüzyılın başında ve ortasındaki iki savaşla dünyaya görülmemiş bir vahşet yaşattı. Aslında bu vahşetin çeşitli versiyonları Sömürgecilik tarihi boyunca Afrika’da siyah derililere ve Amerika’da Kızılderililere yaşatılmıştı. Fakat dünyanın geri kalanının bu yaşanan vahşetlerden çok az haberi oldu. Tarih kitaplarını kendileri yazdıkları için bu yaşanan vahşetleri özenle gizlemeyi başardılar. Yine bu tarih kitaplarında bir başka kurnazlık daha yaptılar. İslam Medeniyeti’ni oluşturan milletleri birbirlerinin düşmanı gibi gösterme ve Osmanlı Medeniyeti’ni mümkün olduğunca kötü gösterme çabası son yüzyılda planlı bir şekilde uygulamaya konuldu. Şu anda kendi ülkemizde okutulan Osmanlı Tarihi’ni bile keşke okutmasak diye düşünüyorum bazen. Çünkü tarihinden gurur duyan nesiller değil, tarihten nefret eden nesiller yetiştiriyoruz. Bir tarihi bir medeniyet bilinciyle vermediğiniz takdirde nasıl fazladan alınan gıdalar vücuda bir yarar sağlamaz ve dışarı atılırsa bu faydasız ve anlamsız tarih bilgileri de gençler tarafından beyinlerinden dışarı atılıyor. Bu sadece bizde böyle değil İslam dünyasında kırk küsür devlet var hepsinde aynı durum benzer şekillerde yaşanıyor.

Örneğin, Cezayir’li gençlere Fransız vahşeti ve soykırımı maalesef anlatılamıyor ve bu gençlere Osmanlının kendilerini nasıl sömürdüğü bütün Arap ülkelerinde olduğu gibi ballandıra ballandıra anlatılıyor. Tıpkı bizde Osmanlı deyince tüyleri diken diken olanlar gibi İslam dünyasının gençleri de Osmanlı hayranlığı ile değil Osmanlı düşmanlığı ile yetişiyor ve bu gençlerin ideallerinde hep batının gösterişli şehirlerinde yaşamak var. 

Bizde yapılan vahşet de az değil. Bir gurup bedevinin yaptığı eşkıyalık faaliyetleri tüm Arap dünyasına mal edilerek Araplar bizi arkadan vurdu yaygarası ile Ümmet bilinci ortadan kaldırılıyor. Oysa aynı tarihlerde Şerif Hüseyin denen eşkiyanın 30 bin bedeviyle ayaklandığı dönemde Osmanlı ordusu içinde 300 binden fazla Arap asıllı asker vardı.

İslam medeniyeti dışındaki medeniyetleri fiilen yok eden ve fosilleştiren Batı uygarlığı, karşısında durabilecek potansiyele sahip İslam Medeniyetini önce yıprattı ve sonra da Birinci Dünya Savaşı’nın ardından tüm zayıflığına rağmen etkinliğini asla yitirmeyen “HİLAFET” makamının da ilgasıyla birlikte İslam Medeniyeti üzerindeki hegemonyasını ve hedeflerini tamamlamış oldu. Artık karşısında potansiyel bir tehlike oluşturabilecek, itiraz edebilecek yek vücut bir yapı ortadan kaldırılmış oluyordu. Bundan sonra İslam dünyası üzerinde sınırsız bir hareket alanı ortaya çıkıyordu. Peygamberlerinin özenle ve ısrarla üzerinde durduğu “ÜMMET” bilincini yitiren Müslümanlar akıbeti belirsiz bir yola çıkmış gibiydiler. 

Bu süreçte Müslümanlar, vay efendim biz niye geri kaldık, biz niye bilim üretemedik türünden tamamen batı kafasının ürünü düşünce ve değerlendirmelerle oyalanıp durdular. Oysa bir Müslüman batılı anlamda ne bir sömürgecilik faaliyeti ne de bugün ki anlamda insanlığın hizmetine değil yıkımına kullanılacak bir teknoloji üretebilirdi. Böyle bir sömürgeci ve emperyalist anlayış İslam’ın ruhuna da Müslümanların inancına ve itikadına da aykırıydı. Maalesef 19. Yüzyılın aydın geçinen Müslüman münevverleri bu ayrımı bir türlü yapamadılar ve düştükleri çağdaşlaşma, modernleşme, uygarlaşma ve muasır medeniyeler seviyesi diye bir ucube düşünce bataklığında debelenip durdular. 

II. Abdulhamit Hanın karşısında duran Jön Türklerden, İttihatçılara ve cumhuriyetin Atatürkçü, Kemalist elitlerine kadar hep bu bataklığın içine hem kendileri hem de tüm İslam ümmetini ve milletlerini batırdılar. Bu uğurda kimileri saflıklarından kimileri de bizzat batı uygarlığına olan imanlarından bunu yaptılar. Çünkü hala daha ülkemizde de İslam dünyasında da maalesef örnekleri çok olan bu zihniyete göre, batı mutlak doğrudur, her şeyin en iyisini onlar yapmıştır. Bugün insanlığın içinde bulunduğu sorunlara çözümü de yine batı uygarlığı getirecektir. Buna gerçekten inanıyorlar ve kendi memleketlerini bırakıp batının arka sokaklarından haberleri olmayan cafcaflı şehirlerine adeta iman derecesinde tapıyorlar ve oralarda yaşamaya sonsuz bir özlem duyuyorlar.

Evet, tarihte gösterdi ki, birilerinin adını duyunca heyecanlandığı, birilerininse adını duymaya bile tahammül edemedikleri “OSMANLI TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ” batının içten ve dışardan buldukları adamları eliyle ortadan kaldırılmış oluyordu. Geriye kalan yapılar ya sahte ve sakat İslam anlayışları ile bezenmiş ya da Türkiye gibi batıyı kendisine “Kabe” olarak gören “Kabe Arabın olsun Çankaya bize yeter” nidalarıyla tarihteki yerini alacak olan anlayışlara teslim olmuş nevzuhur yapılardı. 

Bugünlerde bizdeki gibi Mısır’da da  görülen örnek çok çarpıcıdır. Mısır tarihini Firavunlara dayandırarak İslam’la olan bağını koparmaya çalışan yapılar, İslam dünyasındaki tipik örneklerden bazılarıdır. İslam dünyasında Arap coğrafyasında ortaya çıkan Baas’çı yapılar da İslam’ı sosyalizmle birleştirmeye çalışan ucube yapılardı. 

Yani kısacası Müslümanların kendi ülkeleri içinde yaptıkları ettikleri şeyler kendi medeniyet anlayışlarından çok uzakta kalan fikirler ve yapılardı. Geçmişin izlerinin silinmesi üzerine kurulan anlayışlardan bir medeniyetin kurulması mümkün değildir ve insanın fıtratına aykırıdır. 

Bugün İslam dünyasının genelinin içinde bulunduğu sıkıntının temeli bu hastalığın tespit edilememesi ve dolayısıyla hastalık tespit edilemediği için de tedavinin mümkün olamamasıdır. Vesselam…

vedat0038@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI