Afganistan'da Rus işgali ve iç savaş - Osman GERÇEK

Afganistan'da Rus işgali ve iç savaş


İkinci Dünya Savaşı sonrası bölgeden çekilen İngilizler’in Hindistan’dan böldüğü Pakistan ile Afganistan sınır sorunları yaşamaya başladı ve bu durum kendine destekçi olarak Sovyetler Birliği’ni seçmesine yol açtı. Bu yakınlaşma 1954-1961 yılları arasında Davut Han zamanında  Afganistan için imar ve modernleşme anlamında yeni bir vizyon oluşturdu. 

1970’lerden sonra ülkede gittikçe artmaya başlayan Sovyet Nüfuzu halk tabanında bir kısım rahatsızlıklara neden oldu.  Sovyet yandaşı Davut Han’ı görevden azleden Zahir Şah, Sovyetler tarafından kansız bir şekilde devrilerek, ülkeyi yeniden Davut Han’ın yönetimine devretti. Sovyetlerin ülkeyi tamamen kontrol altına aldığını geç de olsa anlayan Davut Han, Babla Karmal ve Muhammed Nur Terekî başta olmak üzere Sovyet yanlısı Marksistleri tutuklattı. O zamana kadar çoktan Afgan Ordusu’nda en etkin güç olan Marksist subaylar, Davut Han’ı öldürüp yerine Muhammed Nur Tereki’yi geçirdiler. Yetkilerini artıran Tereki, Sovyet yanlılarından oluşturduğu yeni hükümetini Nisan 1978 yılında ilan etti. 

Halkın, tepkiyle karşıladığı bu yeni hükümete karşı hoşnutsuzluğunu fırsat bilen Hafizullah Emin ve arkadaşları, Terekî’yi devirip, Sovyetlerin hilafına hükümetin başına geçmiş oldular. Bunun üzerine doğrudan askeri müdahalede bulunan Sovyet Yönetimi Hafizullah Emin’i öldürerek yerine Bablak Karmal’ı getirdiler. Sovyet ordusu tarafından Afganistan, uluslararası hukuka aykırı olarak işgal edilmiş oldu. Sovyetler ve kukla Afgan Hükümeti’ne karşı silahlı direniş başlatan halk Hizbi İslami çatısı altında bir mukavamet ortaya koydu. Direniş hareketinin başarılı olması karşısında geri adım atan Sovyetler 1986 yılında Babla Karmal’ı görevden alarak yerine Muhammed Necibullah’ı getirdiler. 

Sovyetlere karşı direnen mücahitler, mazlumiyetleri iledünyanın birçok ülkesinden destek gördüler. ABD dışında, Çin ve Suudi Arabistan gibi çok sayıda ülkeden askeri destek verdiler.

15 Şubat 1989 yılında bir sonuca varamayan Sovyet Hükümeti Afganistan’daki askeri varlığını tamamen çekti. Afganistan’da yeterince yıpranan Sovyetler Birliği, bu işgalinden sonra kendini toparlayamamış ve dağılma sürecine girmiştir.

Kaos ve İç savaş

18 Mart 1992 yılında Muhammed  Necibullah, mücahit grupların desteğini de alarak yeni bir hükümet kurmak istese de destek bulamadı. 

Mücahid gruplar, Burhaneddin Rabbani ve Ahmet Şah Mesut önderliğinde Kabil’e girerek İslam Devleti’ni kurduklarını ilan ettier (29 Nisan 1992). Kurulan bu hükümet içinde Peştunların  olmadığı Taciklerden oluşan bir hükümetti.

Bu süreçten sonra diğer grupların da insiyatif almasıyla, ülke içinde altı temel oluşum ortaya çıktı. Muhammed Nebi Muhammedi’nin liderliğinde Afganistan İslami Devrimci Hareketi, Sibğatullah Müceddidi’nin Afgan Ulusal Kurtuluş Cephesi, üzerinde çok tartışılan bir isim olan Gülbeddin Hikmetyar liderliğinde Hizb-i İslami, yine Hikmetyar’ın oluşumu ile aynı ismi taşıyan Yunus Halis’in Hizb-i İslam grubu, Abdül Resül Seyyaf ve İttihad İslami ve Pir Ahmed Geylani’nin öncülük ettiği Afganistan Ulusal Cephesi.

Pakistan, bu silahlı gruplardan müteşekkil, Sibgatullah Mücedditi yönetiminde bir hükümet için uğraşsa da Tacik ve Peştun temelli başlayan bu yönetimsel ayrılık, iç savaşa dönüştü. Kabil’deki Rabbani ve Şah Mesud yönetimine karşı savaş açan Hikmetyar ve Raşid Dostum, şehre şiddetli bir bombardıman gerçekleştirdi. Bu kuşatmanın sonucunda 25 binden fazla insan yaşamını yitirirken, şehrin yarısı da harap oldu.

Kaos ve iç çekişme, etnik silahlı mücadeleye dönüşünce, Rabbani 1994 yılında ülkenin yoğunluklu etnik yapısını temsil eden, Peştun, Özbek, Tacik ve Hazara’lardan oluşan büyük bir şura toplantısı düzenledi.
1994 yılında Afganistan’da birbirleriyle savaşan iki farklı ittifak vardı. İlki, Cumhurbaşkanı Burhaneddin Rabbani’nin Cemiyet-i İslam’ın önderliğinde, Abdül Resul Seyyaf’ın İttihad-ı İslam’ı, Kabil ve kuzeydeki güçlü askeri komutan Ahmed Şah Mesud ve ülkenin batısındaki Herat’ta kontrolü elinde bulunduran İsmail Han’dan oluşuyordu. İkinci ittifakın başında ise Gülbiddin Hikmetyar’ın Hizb-i İslam’ı vardı. Hikmetyar, Abdül Raşid Dostum’un Ulusal İslami Hareket’i, Şii lider Ali Mezari’nin Hizb-i Vahdet ve Sibğatullah Müceddidi’nin Cebh-i Nicat-i Milli’sinden destek alıyordu.

Sovyet işgali altındayken mazlumiyeti ve mağduriyetleriyle, tüm dünya müslümanlarının desteğini alan mücahidler, aralarındaki problemi çözemeyip iktidar hırsıyla ülkeyi iç savaşa sürükledikleri için, tüm dünyadan bu gönül desteğini kaybettiler.
 

[email protected]

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
04Ağs

Rektörlük Seçimleri

25Tem

Bir mitingin ardından

20Tem

Kayseri Açık Hava Müzesi

07Tem

Hacc ve Kurban üzerine

11Nis

Bu Ramazan güzel şeyler oluyor