Hayır işimiz var - Mustafa BALABAN

Hayır işimiz var


Kültürümüz zarafeti, nezafeti ve dirayeti ile o kadar derinlikli bir gelenek oluşturmuştur ki, bazı konularda eleştirel baksak da, sapmalar olsa da, gerçekten takdire şayan bir dil oluşturmuştur. Hele ki bu, mühim mevzularda daha da belirgindir. Mesela evlilik meselesi. Gençleri evlendirme sürecinde, eğer görüşmeler devam ediyor daha sözlenme ile, nişan ve nikah ile tahkim edilmemiş, düğün ile herkese ilan edilmemiş ise, muhataplar/aileler arası devam ediyor ise, bir şekilde dostlar gizemli/güzel bir durum hissettiklerinde, ne-var/ne yok diye sorduğunda ‘hayır işimiz’ var denilir. Karşı tarafta ekseriyetle,  ne diye sormaz. Çünkü toplumda hayır iş denilince, ekseriyetle evlilik süreci ile ilgili bir durum anlaşılır. 

Yaşadığımız günlerde evlenmeden çok, boşanmalar afişe ediliyor. İyi niyetli gündeme getirenler bir çare arayışı içindedirler, art niyetliler ise ya düşünmedikleri evliliklerine makuliyet ya da evlilik dışı ilişkilerine meşruiyet kazandırma çabasındadırlar. Oysa evlilik, toplumun yapı taşlarından aile kurumunu oluşturan bir başlangıçtır. Evlenme niyetinde ve sürecinde olanlar bir ömür boyu aynı yastığa baş koymanın heyecanı, kararı ve kararlılığı ile hareket ederler. Belki bazılarımız ömür boyu birlikte yaşama ve yaşlanma düş/düşünceleri  eskidenmiş diyebilirler. Olayı salt sayılarla ifade etmeyelim, saadet ile ölçümleyelim. Saadet içinde olanlar biz şu kadar yıl beraberiz, mutluyuz, çocuklarımız var, torun torbaya karıştık, bir çok düşümüz gerçekleşti diye ailevi duygu ve durumlarını herkes ile ve her yerde paylaşmazlar.

Tabii ki toplumda, aile kurumundaki hareketlilikte, gençlerin evliliğe bakışında kırılmalar var. Daha da ötesi ve kötüsü yozlaşma düzeyinde durumlar var, denilebilir. Ama hangimiz, zenginlikte risk var diye para kazanmaktan uzak duruyoruz, hangimiz kazalar çoğaldı diye araç kullanmayalım diyoruz. Evlilikte bir nevi yolculuk, hatta uzun ve zorlu bir yolculuktur.

Evlilik insan hayatının en renkli, en gizemli, zevkli ve değerli yönüdür. İyi bir evlilik, iyi bir eş dünyanın daha katlanabilir, yaşanabilir olduğunu; yanlış bir eş ise dünyanın yaşanmaz olduğunu insana öğretebilir. Esasında doğru, güzel ve iyi bir evlilik dünya da cenneti yaşamak; yanlış ve kötü bir evlilik ise dünyada cehennem azabını yaşamak gibidir, denilebilir.

Dinimiz iki dünyalı bir dindir. Ruhbanlık öğretisi ve önerisi yoktur. Nikah, evlilik önerilmiş ve övülmüştür. İnsanlara örnek ve önder olan peygamberler evlenmeyerek değil; evlenerek toplumlara örnek olmuşlardır. Hakikatte insanın yaratılışı birleşmeye, birlikteliğe uygun ve zorlayıcıdır. Din ise bunu faydalı, düzenli ve disipline etmek için öğütlemiştir. Çünkü nefsin sekineti, neslin safiyeti ve toplumun selameti için nikahlı birliktelikler övülmüştür. Eğer bu kadim değerlere sadık kalınmaz ise gayrı meşru işler ve ilişkiler sonrası, iki taraflı mağduriyetler, çocukların sahipsizliği, cinsel sapmalar olacaktır. Sonuçta evsiz, ailesiz ve kimsesiz her yaşta insan toplumda çoğalacaktır.

Aileler bu hayırlı iş için açılış cümlesi olarak misafir oldukları evde muhataplarına  “ Allah’ın emri, peygamberin kavli…” diye hoş bir muhabbete başlarlar. Bu ifadeleri kullanmak, kişilerin sadece ciddiyetini değil evlilik konusunda referanslarını da gösteren bir durum, bir duruştur. Gönül eğlendirmek için değil, gönülleri evlendirmek için buradayız, bir çift yürek kurmak için geldik, münasip görürseniz dünya evine girsinler demektir zımnen. 

Evlilikte herkese düşen vaziyetler olduğu gibi vazifelerde vardır. Gençlere düşen evlilik öncesi maddi ve manevi hazırlık yapmalarıdır. Evliliğini ve iş hayatını bireysel yaşamı için kurmak ve kurgulamak yerine evlenme, aile kurma ve çoluk çocuğa karışmayı öncelikleri arasına koymalıdır. Evleneceği kişinin salt fiziksel özelliklerini, statüsünü ve maddi kazancını dikkate alan değil insanlığını, asaletini ve şahsiyetinide önemseyen bir bakış açısı olmalıdır. Gönül işi ve ilişkisi olan muhatabının eğleneceği kişi olarak değil evleneceği kişi olarak görmelidir.

Aileler ise çocuklarının mürüvvetini, mesut ve müreffeh bir hayat sürmelerini isterler. Evlilik sürecinde gençlerin kararlarını saygıyla karşılamalı, kaygıları varsa çocukları ile bunu paylaşmalıdır. Çocuklar ise tercihlerinde ailelerin hassasiyetlerini, değerlerini dikkate almalı sadece kendisine yakışır değil, aile yapısına ve dokusuna yakışır bir kimseyle aileyi muhatap etmelidirler.

Evlilik zahirde iki kişinin birlikteliğidir. Seven iki kişinin anlaşması, aile kurmasıdır. Oysa hakikatte iki ailenin, iki çevrenin, iki ayrı topluluğun birleşmesidir. Çünkü erkek ve kız tarafı sadece birey değil, öncesinde bir evdir, bir ailedir. Ve bu gençler o ailenin bir ferdidir. Aileler, gençler maddi ve manevi durumlarını iyi hesap etmeli, kıyas etmeli dinin diliyle küfüv denilen mevzuya özen göstermelidir. Halkımız davul dengi dengine çalar, diye  bunu formüle etmiştir. 

Gençleri genelde eleştirir biz büyükler. Mütevazı bir özeleştiri yapalım. Kız çocuklarımız bir nesil öncesine göre ya zorunlu eğitim nedeniyle ya da biz okumalarının faydalı olacağı inancıyla okutuyoruz. Ama şunu kız çocuklarımıza iyi telkin etmeliyiz: kızım oku, okumak her açıdan güzel, iyi ve faydalıdır. Yarın eşinle temel ihtiyaçlarınızı kolay bir şekilde temin etme, daha güzel bir hayat yaşama, çocuklarınızın rahat etmesi, ihtiyaç sahiplerine destek olma, üreten insan olmak için okuyun, diyelim. Ama şunu diyen aileler, kızım oku ne olur ne olmaz, kimseye muhtaç olma, kocayın eline bakma, eşinle anlaşamadığın zaman ayrılırsın, kahrını çekme.  Bu şekil yüklemeler, en ufak bir ailevi sorunda ayrılmayı düşünmelerine sebep oluyor. Bir de diziler, sosyal medya, haberler evliliği daim kılmayı değil, boşanmaları ve gayrı meşru ilişkileri özendiriyor ki bu da cabası. Bir düşünür(La Rochefoucauld)ün şu sözünü çocuklarımızda biz de düşünelim isterseniz: “Evliliğin iyisi olur, ama kusursuzu olmaz.”

Hep uçlardayız, koca evine giriyorsun. Bu gelinliğin kefenin olarak çıkabilirsin gibi ifrat, anlaşamadın mı işin var, gücün var, evim her daim açık istediğin zaman gelebilirsin diyen çok anlayışlı büyükler var(!) 
Çevremize bakalım gençlerde evlenme yaşı yükseliyor. Farklı açılardan bakılabilir, çok neden bulunabilir; evlenmek maliyetli, işsizlik sorunu var, eğitim süresi uzun, sadakat kaygıları var… Yine burada cümleleri kısa keserek şunu söyleyebiliriz; gençler evliliği önemsemeli, cinsel haz olarak değil çok yönlü hazine olarak görmeli ve önce kendisi güvenilir, güven veren bir insan olmalı. Aileler ise evlenmeden ev ve eşya konularında her şey alınmalı, muntazam olunmalı gibi bakmamalıdır. Ayrıca karşı taraf şunu almalı, biz bunu almalıyız gibi katı geleneksel yaklaşım yerine güçleri oranında üzerlerine düşeni yapmalı, karşı taraf zayıf ise de kolaylaştırıcı olunmalıdır. İnsanlarımızdan yarım asrı deviren yaştakiler evliliklerinde ev, eşya ve muhtelif ihtiyaçlarda eksiksiz bir düğün-dernek yapmamışlardır. Zamanla eksiklerini gidermişler, her alınan bir ihtiyaçta heyecan duymuşlar, mutlu olmuşladır. Şimdiler de ise, eksiksiz bir ev kurma düş ve düşünceleri, eşlerin birbirine ülfet kurmasından önce adeta uzun süreli bir borç altına girmelerine sebebiyet vermektedir.

Biz büyükler evlendirme sürecinde çocuklarımızı evlendirirken karşı tarafın, toplumun  diliyle dünürlerimizin bizi yormamasını isteriz, hele ki erkek tarafı isek. Tabii ki makul ve masum bir beklenti bu. Ama bizler de kız tarafı isek, aynı anlayış ve kolaylaştırmayı yapmaz isek bu adil bir yaklaşım olur mu? Evlilik öncesi iki taraf anlayışlı, paylaşımlı ve kolaylaştırıcı olmadığı için evlilik başlamadan sorunlar başlıyor.  Bu ve benzeri durumlar ise evlenmek isteyen gençlerde evliliği bir ülfet olarak değil bir külfet olarak görmelerine neden oluyor. Çeyiz çeşitliliği, takı takıntıları, düğün şekli ve içeriği, makul olmayan geleneksel beklentiler yeni akrabalarla muhabbet kurma yerine, kalp kırıcı durumlara neden olabilmektedir.


Hani evlilik zahirde iki kişilik bir yürüyüştü, demiştim ya. Ama bu uzun bir yürüyüş (olmalı). Bir çocukluk arkadaşı, okul arkadaşı ve iş arkadaşı ile anlaşamadığında ayrılırsın. Muvakkat tatsızlık olur, iki taraf üzülür ve ayrılabilir. Lakin evlilikte iki kişilik başlayan yürüyüş, canın sıkıldığında terk edeceğin, sorun yaşadığında kesip atacağın bir durum değildir. Artık (kuvvetle) muhtemelen sahipsiz çocuklar, iki tarafın ailesinde sıkıntılar, maddi harcamalar, manevi örselenmeler, özel yaşanmışlıklar… olacaktır. Bu nedenle kişilerde travmalar, toplumda farklı kırılmalar yaşanır/yaşanabilir.

Evliliği evcilikten ayrıran: akıl, irade, niyet ve dirayettir.  Hatırlıyorum da çeyrek asır önce  bir üniversitenin rehberlik ünitesi, evli ve evli olmayanlar için iki haftalık bir Evlilik Okulu programı düzenlemişti. Şimdi ki kadar revaçta değildi bu tür program ve organizasyonlar. Seminer şeklinde gerçekleşen programdaki konuşmacılar, Türkiye’de alanında uzman akademisyenlerdi. Evliliğin ve eğitimin kitabını yazan kişilerdi. Bu sunumculardan birinin söyledikleri hala kulaklarımda, mealen hatırlıyorum da: “ Evlenen bazı gençler gelin arabalarının önüne ve arkasına mutluyuz” yaz(d)ıyorlar. Evet o an(lar) için olabilir. Ama bilmeliyiz ki evlilik, mutlu olmak için yola çıkmaktır.” demişti. 

O halde mutluluk, tek taraflı bir durum değil iki taraflı bir duygu ve duruştur.

Unutmayalım ki evlilik sevgi ile kurulur; sevgi, saygı ve sadakatle devam eder. 
 

YAZIYI PAYLAŞ!

Yorumlar / 1

  • Fadime | 15 Mayıs 2022 14:58

    Güzel olmuş . Allah razı olsun hocam.

YAZARIN SON 5 YAZISI
05Tem

Et ve niyet arasında: Kurban

03Tem

Ve hac yolunda...

30Haz

Camideki kız

29Haz

'Çocuklar Camide'

25Haz

Camici çocuk