Çocuk (g)özüyle bayram - Mustafa BALABAN

Çocuk (g)özüyle bayram


Arife, çocukluğumda köyümüzde bir teyzenin ismiydi. Kısa boylu, yemenili ve sürekli hareket halinde bir kadındı. Köylüler, ‘küçük gelin’ derlerdi. Bayram da seyran da arife dendiğinde, aklıma o gelirdi. Çocukları vardı, belki arkadaşımızdı. Hayal meyal hatırlarım sempatikti. Hani tavsifim yeterli olmadı sanırım, Adile Naşit gibi biriydi.
Yaşımız ilerledikçe, toplumdaki değerleri öğrendikçe gördük ki; halkımız kadim ve kıymetli değerleri adeta işaret taşı gibi zihinlere kodlama yapıyor. Bazı akademisyenlerin ifadesiyle Anadolu irfanı bu olsa gerek. Erkek olursa Ârif, kız çocuğu olursa Ârife diye tesmiye edilir yeni doğanlar. Tabii ki şiveye, söyleyişe göre kaymalar olsa da fiilin/ismin kökü baki kalıyor; ha arife, ha arefe.
Arife günlerini herkes anlayışı, yaşı ve sağlığı oranında değerlendirir. Zilhicce ayı hac günleridir. Arife, Arafat’ın eşanlamlısıdır adeta. İnsanlar o günü oruçla karşılamak, sadaka ile taçlandırmak, mezar ziyareti ile ihya etmek isterler. Öyle ki arife günü gusül almak adettendir. Arife
suyu diye ifade vardır. Hatta bazı ebeveynler çocuklarına, ‘arife günü boy abdesti al ki boyun uzasın’ muhabbeti bile yaparlar(mış). Banyo yapılacak koşulların bu günkü kadar rahat ve konforlu olmadığı günlerde annelerimiz bizlere farkında olmadan dini duygu ve düşünceleri kıyafetlerimizi giydirmeden zihnimize giydirirlermiş. Elbette bayrama girecek, bayramlık giyecek insanların/çocukların temiz olmasından daha doğal daha doğru ne olabilir ki!?


Bayram, özel ismi ek alınca bayram-lık olur. Şimdiki çocuklar isimden isim türetmeyi bu şekil öğrenebilir, bayramlık kelimesinin özünü özelini anlamayabilir. Onlar için alınmayacak kıyafet, giyilmeyecek ayakkabı yoktur. Varsa yamalısı değil, pahalısı efdaldir. Belki on yaşına kadar, bayramlık kültürü verilebilir. Sonrası renkler ve zevkler tartışılmaz diye müdahale şeklimiz olsa da, hakkımız yoktur. Her şeyin yenisi bayramda değil, her anda alınabilir onlar için.


Annenin evi temiz hale getirmesi, bayramda gelenlere ikramlık hazırlaması bir şeylerin ayak sesidir. Çocuk soyut döneme geçmediği yaşlarda arife, teşrik tekbirleri, kurban, kurban kesmek, bayram namazı, ziyaret, sıla-rahim zihninde anlam şemasının oluşması için duyduğu sözcüklerdir.
Kurban pazarına gidildiyse, mezarı ziyaret edildiyse, bayramlık bir şeyler alındıysa çocuğun zihninde din ve değerler eğitimi oluşması biraz hızlandırılmış hatta pekiştirilmiş olur.
Arife akşamı anne-baba/büyükler bayram için hazırdır artık. Erken yatmanın erken kalkmanın önkoşulu olduğu tecrübesi ile çocukları erken yatırmaya çalışırlar. Çok muvaffak olamasalar da, bayram namazı için bunun elzem olduğu vurgulanır. Harçlıklar rüşvet(!) olarak hatırlatılır. Şeker toplamak için, kurban kesmeye gitmek için erken kalkmanın gerekliliği hatırlatılır.
Ve sabah ezanıyla ebeveynler kalkmış, teşrik tekbirleri getirilmiştir. Çocuklar en merhametli, en teşvikli bir şekilde bayram namazına kaldırılır. Gözler mahmur mahmurdur, abdest alınır, işrak vaktinin işaretleri gökyüzünde oluşmaya başlamış caminin yolu tutulmuştur. Mahallede ve hatta semada ayrı bir hava vardır. Yahya Kemal’in diliyle: Gecenin bitmeye yüz tuttuğu andan beridir, Duyulan gökte kanat, yerde ayak sesleridir.
Bir geliş var!.. Ne mübârek, ne garîb âlem bu!..
Yerdeki ayak sesleri mahalledeki çocuk, genç ve yaşlı mü’minlerin camiye doğru munis duygularla gidişlerinin sesleridir. Hava serin, duygular derindir. Çocuklar neşeli, gençler heyecanlı ve yetişkinler memnundur.
Camide vaaz bayram ve bayramlaşma üzerinedir. Ramazanın/kurbanın mahiyeti anlatılmıştır.
İmam efendi hutbede yapılan ibadetin ehemmiyetini ve hikmetini anlatmıştır. Paylaşmanın, barışmanın, fakire sahip çıkmanın, büyükleri ziyaret etmenin, komşu-akrabayla temasın, yetimeöksüze sahip çıkmanın öneminden bahsetmiştir. İki şey çok hoşuna gitmiştir çocukların birincisi, imam efendinin çocukları sevin, sevindirin demesi ikincisi ise teşrik tekbirlerinin koro halinde coşku ile söylenmesi. Akranlarının cuşa gelmesi.
 /Cûşa gelir dağ ile taş, feryâd eder vakt-i seher
Her nesneyi kaplar telâş, feryâd eder vakt-i seher../
İbadet bitmiş, ama camideki iş bitmemiştir. İmam efendi mihrapta ayağa kalkmıştır. İlk saftakiler hocayla bayramlaşmış, hocanın sağında cemaate dönük durmuşlardır. Acaba ne yapılıyor? merakı çocuğun aklındadır. Ne zaman ki bir büyüğü: ‘ Haydi İmam efendiyle ve büyüklerimizle bayramlaşalım,’ deyince mesele anlaşılmıştır. Küçücük eli büyüklerin eli arasında kaybolurken çocuk, daha bir büyüdüğünü hissetmiştir. Önce ürkek ürkek elini verirken sonra cesaretle elini uzatmış, kendinden önce eli öpülenleri o da öpmeye çalışmış, amcalarda saçlarına dokunmuş, aferin maşallah
diye takdir etmişlerdir. Caminin içinde cemaat tesbih gibi dizilmiş, herkesin çehresinde izah edemeyeceği bir güzellik oluşmuştur. Çocuk nasıl mesut, bahtiyardır yaşadıklarından. Cami çıkışında lokumlar ikram edilmiştir. Çocukların en çokta gülsuyu ilgilerini çekmiştir.
Evdeki kolonyaya benzemeyen ama hoş bir kokusu olan bir sıvı. Sonradan öğrenmiştir çocuk, abdeste
zarar vermeyecek, insanların güzel kokmasını sağlayacak bir sıvı olduğunu.
Çocuk eve vardığında herkes hazır kıtadır. Bayramlaşma; eşler önce birbiriyle, sonra aile fertleri diğerleriyle. Nasıl da müstesna bir hava var evde! Herkes mütebessim bu erken saatlerde. Düğünlerde, eğlencelerde gördüğünden farklı, fevkinde hisler var insan ruhunda, belleğinde.
Kurban bayramı ise şayet, herkes ya kurban kesim yerlerine ya da kurban kesilecek yerlere; bağa, bahçeye, köye gitmeye yönelmiştir. Küçük çocuklar biraz uzak tutulur kurban kesilmeden, tam kesim esnasında görmesinler istenir belki korkarlar, belki ibadetin derinliğini anlayamazlar diye. Sonradan anlarlar, öğrenirler kurbanın nasıl çok boyutlu derun ve deruni bir ibadet olduğunu./
İnsanın evrenin en şereflisi, mahlukatın da ona hizmet için var olduğunu. Bizlerin hayvanların beslediğimizi, onlarında bizleri beslediğini. Hayvancılık yapanların geçimlerini onunla temin ettiğini. İnsanların yaşamak için temel gıdalara ihtiyacı olduğunu, hayvanlarında nesillerinin devam etmesi için insanların sahiplenmesine muhtaç olduklarını. Ya da rabbimizin bizleri sevdiklerimizden gerektiğinde feda edebileceğimiz imtihana tutabileceğini./ Kesilen kurban etleri pay edilmiştir artık. Hane sahibine, misafirlere ayrılmıştır. Ama asıl fakir fukaraya, kesemeyenlere çocukların elleriyle teslim edilmiştir paylar. Yakın komşu-uzak komşu,
tanıdık-tanımadık evlere ulaşmıştır kurban etleri. Uzun süredir et görmeyen evler, bu vesileyle ete doymuşlar hayır sahiplerine duaya durmuşlardır. Çocuk ise pay verirken paylaşmayı öğrenmiştir bu vesileyle.


Dışardan akranlar seslenmektedir, ‘Haydi şeker toplayalım’, diye. Ellerde çantalar, poşetler
daha büyüktür ramazan bayramından edinilen tecrübeyle. Ama kurbanda her evde ayrı bir ziyafet vardır. Şeker pek ortalıkta yok, çikolata unutulmuş, harçlık hatırlanmaz olmuştur adeta. Çocuklar bir tecrübe daha edinmiştir, kurban bayramında ya geç gezilecek ya da hiç gezilmeyecek evlere. İlerleyen saatlerde, ikinci gün ya aileyle ya da akranlar ile münasip evlere ziyaret gidilecektir, bu biline!
Bayram nefes alma, bayram günleri ise hatır-hatırlanma günleridir.
Bayram çocuklar için neşe, gençler için eğlence, yetişkinler için ise muhabbet günleridir.
Bayramınız mübarek ve muhabbet ola!

YAZIYI PAYLAŞ!

Yorumlar / 1

YAZARIN SON 5 YAZISI
09Ağs

En iyi merhem: Merhamet

02Ağs

Kızların Cami’de işi ne(!)

27Tem

Müezzin küçük ama...

22Tem

Bu Cami başka...

21Tem

Edep ya-hu(t)