'Bayram neşvedir' - Mustafa BALABAN

'Bayram neşvedir'


Kelimeler insan ruhunu nasıl da etkiler, ya olumlu ya olumsuz. Oysa sadece harflerden müteşekkil bir sözcük, diyebilir miyiz? Şekil olarak evet, diyebiliriz. Lakin her insanın zihninde her kelimenin gerçek anlam ve mecazi anlamın dışında bir de, kişiye özel anlamı olsa gerek. Diyelim tatil mefhumu. Kimileri için uzak beldelerde, sahillerde, lüks otellerde vakit geçirmektir. Kimileri için yoğun iş temposu dinleneceği, belki de ek iş yapacağı mesai günleridir.
    İşte bayramlarda her yaş grubu için belki de her insan için farklı anlamlar çağrıştırır. Bir çocuk için bayramlar sevinç, mutluluk, eğlence ve meraktır. Hangi yüzyılda olursa olsun, bu böyledir. Velev ki çocuğun ailesinden birine bir şey olmasın ya da ülkesinde doğal afet ve savaş gibi bir durum yaşanmasın. 
    Bayramlar biz yetişkinler için ibadet, ziyaret ve ziyafet anlamına gelse de, çocuklar için ise bayramlar eğlence, keyif ve özel günlerdir. Çocuk için bayram hayatının baharıdır. Herkesin iyi olduğu, iyi davrandığı ve iyilik yaptığı müstesna günlerdir. Birkaç on yıl önce bayram çocuklar için yeni kıyafetler demekti. Mağazalar, marketler henüz her yeri kuşatmamıştı. Her şey bu kadar yakın ve muhtelif değildi. Bayramlık diye bir mefhum vardı. Yıl içerisinde pek yeni bir şey alınmaz, mevcutla iktifa edilirdi. Esvap eski mi yamalı mı, önemli değildi. Kıyafette önemli olan temiz ve giyilebilir olmasıydı. Çocuklar bunu bilir, gençler kabullenir, aileler ise bu durumu olağan görürdü. Kıyafetim mütemmim cüzü olan ayakkabı ise yeni kıyafetlerin simgesiydi. Nerede ise arife günü yatağın başucunda yeni sahibinin bekçisiydi. 
    Evin büyükleri erkenden kalkardı. Anneler eşlerini ve çocuklarını bayram namazına göndermek için tatlı telaşın içine girerlerdi. Kız çocuklar ayna karşısında, erkek çocuklar caminin yolundaydı artık. Baba veya abilerinin yanında gözleri mahmur mahmur evden çıkarlardı. Uykuları açıldı ise arkadaşlarının kapısını yoklar değil ise sokaktan geçerken aşina yüzler ararlardı. Okul zamanları erken kalksalar da bu saatler kendilerine tuhaf gelmese de tanımlamakta zorlandıkları ulvi ve munis bir hava ruhlarına işlerdi.
    Bayram namazında büyüklerin arasında adeta hızla biraz daha büyüdüklerini hissederler, tekbirlerle uykuları açılır, hutbe ile bayramlaşmanın ehemmiyetini anlatan cümlelere kulak kabartırlardı. Küsmenin iyi olmadığı, dine göre hoş olmayan durumlar olduğunu öğrenir ebeveyninin niçin bazı akraba ve komşularla uzak durduklarına anlam veremezlerdi. Hatibin çocuklara iyi davranın, şefkatli davranın sözleri ile mutlu olurlar, onlara hediye verin önerileri ile çocukluk duyguları iç dünyalarında cuşa gelirdi. Bayram namazı ise adeta oyun tadında bir eylemdi, etkinlikti. Vakit namazları, cuma ve teravih namazlarını temrin etmişlerdi. Lakin bayram namazı matematik gibi dikkat isteyen, tekbir sayılarında itina gerektiren bir özelliğe sahipti. İmam efendinin namaz öncesi nasıl kılınacağını anlatması da bunun kanıtıydı.
    Eski çocukluk mu desek, eski zamanlar mı desek bayramlar herkesin uzak yakın komşu, akraba demeden kapısını tıklattığı günlerdi. Büyükler bayramlaşma için, küçükler hediye için kapıların tozunu alırlardı. Kahir ekseriyet çocukların hediyeleri envaiçeşit şekerdi. Şayet kapısı tıklanan çok tanıdık ya da tanımadık varlıklı bir insan ise ilaveten para da verilirdi. Genel de cümle çocuklar ceplerini doldurur, olmadı üst kıyafetlerini hafiften kaldırır hediyeleri içine doldururdu. Şanslı ise bir çanta, poşet ile daha fazla şeker toplardı.
    Çocuklar ailelerin erken, eve gelin bayramlaşalım sonra evleri, mahalleyi gezin derlerdi. Çoğu çocuk bu uyarıyı dinlemez, bayram namazına kalkmamış olanların bile uyanmasına vesile olunurdu. Kapı çalmadan ev sahibi elinde şekerlikle adeta hazır haldeydi. Her evin şekeri farklıydı. Çocuklar için bu alışılmış idi. Ama bazı evlerin şekerleri çikolata tadında, ilk defa gördükleri bir ambalajdaydı. Lokumlar sorundu ya hemen yenmeli ya da bir güzel sarıp sarmalamalıydı. Çocuklar için şeker toplamak kendi aralarında bir müsabakaydı. İkindiye doğru yorgunluk hissetseler de daha kapısı vurulmayan evler vardı. Akşama doğru bir de sayım saati geldiyse kuytu, emin bir köşe bulunur kim daha çok topladı faslına geçilirdi. Gün için de ya da ertesi gün kapılarını tıklattıkları bazı büyükler abus bir suratla cesaretlerini kırarlardı ama bu da ayrı bir bayram muhabbeti konusu olurdu. Bir sonraki bayramlar için o evler ya da kişilerin sabıkası sıkıntılı, artık pek uğranılmazdı.
    Gün için de eve gelindiyse kahvaltı yapılmış olurdu. Yoksa toplanan şekerlerle mide bastırılırdı. Çok şekerden hasta olunur, diye duymuşlardı büyüklerden ama. Bu kadar şeker elinde varken yemeden durulur muydu? Aile oğlum, kızım nerelerdeydin demez, her gün bir iki tane yiyin derlerdi. Cimrilerdi(!) Anne baba bayramlaşır, istisna gördükleri bir sahne ile kıkır gülerlerdi: anne baba sarılmış birbirlerine buse konduruyorlardı. Sonra anne-babanın elleri öpülür, bayramlık alınmış olunsa da bayrama özel harçlık/hediye beklerlerdi. Tabii ki büyük-küçük sarmaş-dolaş olurlar bayram havasını birlikte teneffüs ederlerdi.
    Herkes yaşına göre bayramı ihya ederdi. Maaile gidilecek yerler, münferit gidilecek yerler akşamdan söylenmişti. Küçükler ebeveynlerini bekler, ergenler mahalleden uzaklaşmak için haberleşirlerdi.
    Bayram yaşlılar için de bir mutluluk günüydü. Uzaktaki-yakındaki evladı gelecek, hasret gidereceklerdi. Küçüklerin okuldan, büyüklerin işten güçten hep birlikte gelemedikleri günler olurdu. Kimsesi olmayanların da akraba, komşu gelenler sürprizdi. Ya gelen olmaz ise, ya kapısı hiç vurulmaz ise yüreklerine bir ağırlık çökerdi. Adeta mahzunluk yaşlılıklarını hızlandırır, hastalıklarını harekete geçirirdi. En hazin olanı ise evlatlarından ziyarete gelmeyen, tatil programında kendisine zaman ayırmayanlardı. Oysa hayatlarının en kıymetli dönemlerini onlar için harcamışlardı. Yine de çocukları için yaptıklarını heder olarak değil, hibe/hediye olarak görür/lerdi.
    Hani sözün başında demiştim ya “Kelimeler insan ruhunu nasıl da etkiler, ya olumlu ya olumsuz.” Toplum olarak yaşananlarda kolektif hafıza da iz bırakıyor. Geçtiğimiz yıllar da şeker toplayan küçük çocukların uğradığı meşum vaka, bizleri de çocukları da korkuttu. Ya biz çocuklarımızı korumak adına ya da çocuklar korku ile bıraktılar bayramlarda evleri gezmeyi. Olan çocukların cümleten mutlu oldukları, gün/lere oldu. Hani çocuklar konusunda temkinli olalım, takip edelim ama bazı duyguları yaşamalarına da fırsat verelim. Tam bu teşhisi koyup, bayramların çocuk rengi kaçtı derken salgınla neşve rengi de dumura uğradı. Bizler için bile en yakınlarımıza gidemez, ya da dokunamaz hale gelindi. Vaka sayılarında düşüş bizleri umutlandırdı. Ramazan iki yılın kazası gibi dolu dolu geçti; davetliler, davetler… Bayramda yine dikkatli olarak sevdiklerimize dokunalım, sarılalım; küçüklerin yüzlerinden büyüklerin ellerinden öpelim.  Çünkü bu günler müstesna ve muazzez günlerdir. Mehmet Akif’in ifadesiyle:
Âfak bütün hande, cihân başka cihândır,
              Bayram ne kadar hoş, ne şerâretli zamandır.
Dilerim bayram günlerinde önce ebeveynlerimizle, sonra da tüm sevdiklerimizle birlikte olacağımız en mesut günler olarak kişisel ve toplumsal tarihimize kayıt olarak düşer/düşecektir. 
 

YAZIYI PAYLAŞ!

Yorumlar / 1

  • Fahri Erdinç | 01 Mayıs 2022 12:31

    Çocukların arefe günü şeker toplamaya başladıkları Sivas'tan selamlar... Zil aynı neşveyle defalarca çalıyor, kimisi şeker istiyor, kimisi şu. Sekerliği çocuklara uzatırken insan düşünüyor: "Tam da bu yazıyı okurken hem de... Geleneklerin yaşaması ne güzel!" Hayırlı bayramlar...

YAZARIN SON 5 YAZISI
05Tem

Et ve niyet arasında: Kurban

03Tem

Ve hac yolunda...

30Haz

Camideki kız

29Haz

'Çocuklar Camide'

25Haz

Camici çocuk