Erzurum’da Abdülbaki Çınar Hocamızla Rufailik üzerine söyleşimize devam ediyoruz.
İkinci baskısını yaptığınız Gönül Sultanlarımız isimli kitabınız var. Hocam buradaki gönül sultanlarımız diye kastettiğiniz kimlerdir?
‘’Sadatı Rufai’nin üç büyük zatı olan Seyyid Hacı Ahmed Baba, oğlu Şehit Yakup Baba ve benim mürşidim olan Seyyid Hacı Mevlüd Baba’yı kastettim. Onların hayatlarını mensup olduğu tarikat ve o tarikatın temel ilkelerini anlatan bir çalışma yaptım Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi hocalarımla. Bizatihi onlara götürdüm. Tasavvuf kürsü başkanlarına varsa bir noksanımız ilave edelim, fazlamız varsa çıkaralım. Türk Dili ve Edebiyatı hocalarıma imla noktasından hakikaten incelettim. Kanaat ediyorum ki biz ve bizden sonraki nesillere bu mübarek yolun her türlü ihtiyacını temin ve tatmin edecek edebi bir üslupla anlatımını yaptığımız bir eser oldu.’’
Ben de istifade ettim hocam, okudum. Gerçekten büyük bir emekle hazırlamışsınız.
‘’Allah razı olsun.’’
Hacı Ahmed Baba’nın Gönül Sultanlarımız kitabınızda hayatını anlatırken ’Onun için asıl olan manevi yolculuktur. Çünkü kendinden kendine yaptığı yolculukta yani seyrisülukta bir âlemden başka bir âleme ve bir sıfattan diğer bir sıfata yükselmek şeklinde gerçekleşir.’’ diyorsunuz. Hocam o zaman seyrisüluk nedir ve bir insanda kendisini nasıl gösterir?
‘’Efendim seyrisüluk bir mürşidi kâmilin nezaretinde kişinin mizacına, kabiliyetine, ilmi birikimine göre evrat ve ezkardır. Bir terbiye metodudur. O insan Peygamber Efendimizin: من عرف نفسه فقد عرف ربّه men arefe nefsehû fegad arefe rabbehû. Kişi kendinden kendine bir yolculuk yaparsa, o yaptığı yolculuğun nihayetinde Hz. Allah’a ulaşmış olur. İkisi de aynı kelime seyir, süluk yani bir müminin evrat ve ezkarını yapmak suretiyle ruhunun terakki etmesi demektir, yükselmesi demektir. Yani beşeriyetin hırs ve ihtirasından yaramaz ve çirkin huylardan arınıp sevilen, beğenilen Allah indinde iyi bir kul; Resulullah’ın iftihar edeceği bir ümmeti, Allah dostlarının muhabbet besleyeceği erdemli bir şahsiyet olur.’’
Anladım hocam. Tarikattaki kavramlara devam ediyoruz hocam. Bir kavram da sekr hâli. Bu sekr hâli nedir hocam?
‘’Sekr hâli kelime itibariyle sarhoşluk demek. Ölüm esnasına sekerat-ı mevt adı veriliyor. Kişi dersiyle dostlaşınca o dersinin yani o esmayı subhaniyenin yüklediği enerjinin kendinden taşmasıyla mest olma hâli sekr hâli diye ifade ediliyor diyelim. Mesela ilim sıfatının, Allah’ın ilim sıfatının o kulda tecelli etmesiyle o kişinin ilimden büyük lezzet alması. Tıpkı dalgaların sahile vurması gibi o insan da sohbet eder, doyulmaz, bitmez, usanmaz. Sekr hâli yoksa dışardaki sarhoşların hâli gibi bir hâl değildir. Yani mest olmak, onunla dost olmak. Burdan şunu anlayalım: Yani söz sanatlarını bilen insan güzel konuşan insanla mest olur, hoş olur. Şöyle bir ifade kullanmış olalım: Hz. Resulü Zişan Efendimiz, Habeşistan’dan dönen Hz. Ali kerremallahu hazretlerinin abisi Caferi Tayyar’ı gördüğünde diyor ki: Ey Cafer! Karşıdan görünce seni kendime benzettim. Hz. Cafer mest oluyor. Başlıyor Resulullah’ın etrafında Allah Allah zikriyle dolaşmaya. Diyor ki: Ey Cafer! Bu ne güzel hâl. Sen bunu nereden öğrendin? Habeşistan kralı müjdeli haberler verince tebaası böyle yapardı. Mest olmaktan kastımız bu. Tasavvufta sevgili karşı cins değildir, insan-ı kâmildir. Sizin sevdiğiniz bir insan gelince diyorsunuz ya, ne iyi ettiniz de geldiniz. Sizinle geçirdiğimiz 10 dakika, yarım saat, 1 gün bana o kadar iyi geldi ki hayatımda unutulmaz izler bıraktı. İşte sekr hâli, mest olma hâli budur.’’
Çok güzel izah ettiniz. Cezbe ve meczup bunlar da merak edilen kavramlardan birisi. Cezbe ve meczup ne demektir? Kuran’da dayandığı ayetler var mıdır?
‘’Cezbe, bir müridin dersiyle dostlaştığı zaman içindeki enerjinin kabından taşma hâli. Yani manevi olarak o kadar lezzet alıyor ki o lezzet alınca büyük bir enerjiyle Allah deyip birdenbire bir bağırma hâli. Cezbe hâli dediğimiz bu. Meczup ise cezbeye düşen, Ortadoğu tasavvuf kültüründe cezbe ehli dervişe meczup denirmiş. Yani Erzurum’da güzel bir türkü var. Efendim, bir delikanlı sevgilinin evine gider ama içeriye giremez. Orda kapıda bahçesine kendisine bir yer bulur. Der ki: Dün gece yâr hanesinde yastığım bir taş idi. Altım çamur üstüm yağmur ama gönlüm hoş idi. Şimdi o meczup olduğu için o yağan yağmurdan, o ıslandığı çamurdan, taştan rahatsız olmama hâli. Onu da öyle düşünelim.’’
Edebiyatta da karşı cinse karşı büyük bir sevgi duyan kişi sevdiği kişinin hiçbir yanlış tarafını görmüyor. Mecnun’un Leyla’nın hatta köpeğini dahi çok sevmesi herhâlde cezbe hâli olsa gerek.
‘’Aşkın gözü kördür diyoruz ya. Sevginin ziyadeleşmiş hâline, yoğun hâline aşk diyoruz. Kişi âşık olduğunda hiç hata görmüyor.’’
Bir anlamda meczup olmuş oluyor.
‘’Onun en akıllı, en sevimli, en faydalı bir insan olduğunu düşünüyor. Hatayı beşeriyetin noksanlıklarını ondan uzak tutuyor ki bu hakikatin hilafı oluyor.’’
Meczup hâlindeyken insanlar birtakım farklı sözler de söyleyebiliyor. Bu hâldeyken söylenen sözlere örnek verir misiniz? Bu sözleri nasıl anlamalıyız?
‘’Hallacı Mansur’un cezbe hâlinde ‘Enel Hak’ ifadesini bunlar gibi düşünebiliriz. Seyyidin Ahmed Er Rufai Hazretleri diyor ki: Her ne kadar turuki âliyyede birtakım Allah dostları kendinden geçerek öyle bir ifade kullanmışlarsa da o hâle, makama intikal etmeyen, terakki etmeyen insanların ve onu taklit eden insanların sakınması gerekir. Yani o hâlden düşmemişse kişi uzak durması lazım. Onları tarihin içerisinde bırakıp, öyle bir hâle düşmemişse ondan sarfı nazar edip geri adım atması lazım. Dengeyi esas almak lazım.’’
Burada yapılanlardan birisi de o sözleri başlı başına alıp direkt konuşmak. Bu doğru bir yöntem midir?
‘’Yanlış bir yöntem. Şöyle ki mesela Hasan El Basri ve Rabiyetül Adeviyye’de bir su metaforu var. Diyor ki: Eline bir maşrapa su aldı, bununla cehennemi söndüreceğim. İşte eline yakacak aldı, bununla da cenneti yakacağım. İnsanlar cehennemden korkup cenneti arzuladığı için değil Allah’ı sevdiği için kul olmaya çalışsınlar. Burda da büyük bir sır yatıyor. Aslında o sırrın izahı da bize bu sualin cevabını vermiş oldu.’’
4. bölümün sonu