Murat SERİM

Sanatkâr Nazardan ve Enaniyetten Nasıl Sakınmalı?

Murat SERİM

Sanatkâr Nazardan ve Enaniyetten Nasıl Sakınmalı?

Değerli dostlar, Küçük Ayasofya’da Hattat Fuat Başar ile hüsn-i hat konulu söyleşimize devam ediyoruz.

Hocam, mühendislik var, bir de manen mühendislik var. Bunları daha önce söylediniz. Bu anlamda hattatın maneviyatı veya manevi derinliği hat sanatındaki meşkine nasıl yansıyor?

Cenab-ı Hakk’a ne kadar güveniyorsa içinden: “Ya Rabbi! Bana hoca verdin. Sağlık verdin, tutan el, gören göz, düşünen beyin. Ben, İslam yazısını çok güzel yazanlardan olmak istiyorum. Bu konuda sen yardımını esirgeme.” Her an yardım isterse Cenab-ı Hak ona her an yardım eder, öğretir, öğretir. Hoca, yol gösterir ama çalışarak kişi kendini geliştir. Ne kadar çok çalışır, ne kadar kesintisiz çalışırsa Cenab-ı Hak o kadar ufkunu açar.

Hocam, Osmanlı Dönemi’nin ünlü hattatlarından Şeyh Hamdullah’a hat sanatında bu seviyeye nasıl ulaştığını sormuşlar. O da demiş ki: Gözlerimi sizin dediğiniz gibi hocanın eline ve kalemine,  kulağımı diline, gönlümü yazıya verdim. Bir harf nasıl yazmak icap ediyorsa öyle yazıncaya kadar usanmadım, demiş. Değerli hocam, hat sanatı çileli bir yolculuk, hakikaten çok zor. Bu anlamda hat sanatını öğrenirken karşılaşılan belli başlı zorluklar nelerdir?

Zorlukların başında kişinin nefsi geliyor. Hiç beklenmeyen bir cevap oldu ama.

Sanatkâr Nazardan ve Enaniyetten Nasıl Sakınmalı?

İlk başta nefis.

Kişinin kendi nefsi. Şimdi yazarken ben çizgileri becerdim. Bak, harfim öyle güzel oldu ki hocamdan bile güzel yazıyorum. O adam kaybetti.

Önce nefsini eğitecek diyorsunuz.

Yazdığını beğendiği anda o beğenmiş diye gurura kapılıyorsa, o sanat onun elinden alınır.

Yani hiçbir zaman kâmil olduğunu düşünmeyecek.

Yüz bin sene yazı yazsa o yazdığından daha güzeli mutlaka vardır. Onu aramak, bulmak için yüz bin sene ömür lazım. Yazısını yazar, ertesi gün bakar, bunun filan yerinde noksanlık var. Güzeli nasıl? Şimdi izahı da gayet kolay. Cenab-ı Hakk'ın yaratmasında sınır yoktur. Güzelliği de sınırsız yaratmıştır. Güzelin her zaman daha güzeli vardır. Ona da ömürler yetmez. Kişi o tevazuyla oturur, çalışırsa ilerler. İlerlediğini başkaları söyler. Kendisi ilerlediğini zannediyorsa nefsani bir tuzağa düşer. Onun yanında beşeri bir sürü zorluklar illaki vardır. Yav, adamın geçim sıkıntısı varsa akşam evine ekmek götürecek. Sanatla uğraştı, zamanını ona ayırsa aç kalacak, sıkıntılar başladı. Başkaları bunu yazı yazarken görse bir nazara uğradı, tersi döner. Ben çok yaşamışımdır bunu, çok yaşamışımdır.

Nazardan uzak durmak lazım. Bununla ilgili bir anınız var mı hocam?

Tomarınan var ya! İki öğrencime ders gösterirken yer yokluğundan kahvede ders gösteriyorum. Bir ara içim böyle bir acıdı, buruldu, irkildim, döndüm, ilerideki masalardan birisinde iki adam gözlerini dikmiş bize bakıyorlar. İki kardeşe ders veriyorum. İkisi de yakışıklı, imam hatipli öğrenciler. Döndüm ama içim buruk. O arada garson elinde büyük bir tepsi çay doldurmuş bardaklara, servis yapacak. Tam yanımızdan geçerken sanki birisi o tepsiye vurdu, bardaklar mardaklar, sıcak çay, üçümüzün de kafasından aşağıya. Çocuklar, üç ay dört ay kadar yanıklardan yattılar.

Eyvah, eyvah!

Bunun gibi daha neler var? Daha neler? Anlatsam ibretlik olur, nazardan sakınmak lazım.

Bunun için nazar duası okunmalı.

Tabii, eloğlunun hasetliği var.

Çok dile getirmemek gerekiyor sizin söylediğiniz gibi.

Hocam, hat sanatının pek çok ince noktaları olduğu biliniyor. Bu anlamda hat sanatını yeni öğrenmeye başlayanlar nelere dikkat etmeli nefis dışında?

Gözünü hocanın kaleminin ucuna dikecek. Kalemi nerede, nasıl yönlendiriyor, hangi yöne çekiliyor… Hocanın sözlerine kulak verecek, kabul edip ruhuna mâl edecek, tavsiyelerinden dışarı çıkmayacak; gecesi, gündüzü, günlük hayatı, uykusu hep sanatla geçecek. Rüyalarına girmeye başladığında yavaş yavaş o iş hasıl oluyor demektir. Sanatın icap ettiği edebi taşımak üzere yapacak. Yani ayeti yazdıktan sonra diskoda kalça kıvırmayacak. Dolayısıyla Şeyh Hamdullah’ın tavsiyesine uyusunlar, gerisi gelir. O söz hiç boşuna değil. Tariflere dikkat edecek, nispetlere dikkat edecek, malzemenin en iyisini en kalitelisini kullanacak. Günümüzün böyle yok demir kalemi, Japon mürekkebi yok kuşe kağıdı bunlar yazılmasında yok. Her şeyin aslına uygun olanını kullanmalı ki kendi sanatı da ürettiği sanat eseri de veya meşki de uzun müddet dayansın. Ecdadımızın yazmış olduğu yazma eserler, levhalar hiçbirinde solma, yıpranma yok. Niye malzemenin en iyisini kullanmışlar. Zamana karşı en dayanıklı olanını kullanmışlar. Hem onlara dikkat edecek hem her gün kendi yazısını kontrol edecek, ustaların yazılarına bakacak. Yazılarına haset edilmeyeceğinden emin olacağı arkadaşlara, tanıdıklara, hocalara gösterip onların tabiri caizse olumlu yöndeki tenkitlerini alacak. Olumsuz tenkit yapıyorsa birisi tenkit yapana da zarar yapılana da.

Sanatkâr Nazardan ve Enaniyetten Nasıl Sakınmalı?

Dost değildir diyorsunuz. Bu nokta çok önemli hocam. Biz eğitimciler için de aynı şeyler geçerli.

17. bölümün sonu
 

Yazarın Diğer Yazıları