Murat SERİM

Sağlıklı Olmanın Formülü Hayatımızdan Çok'ları Kaldırmaktır

Murat SERİM

Dr. Mücahit Yılmaz’la bütünsel tıp konulu söyleşimize devam ediyoruz.

Hocam, bitkisel kürlerin kemoterapi gibi veya radyoterapi gibi yan etkileri var mıdır?

‘’Aslında vardır. Bitkisel kürler tek yönlü bir kür değil. Örneğin soğan kürü dediniz. Soğan kürünün ne kadar kullanıldığı önemli. Basit bir kür ama ne kadar? Bakın tek bitkiden bahsediyoruz ve bitkisel karışımlar. Gittiniz bir aktara, bir hekime gittiniz, karışım bitki formunu size sundu. Birincisi onu ne zaman kullandığınız önemli. İkincisi onun içindeki bitkilerin herhangi birinin size zararı olabilir. Bunu hekiminizle konuşup konuşmadığınız önemli. Bunlar önemli veya hekim dışında internetten mi aldınız onu? Onu da bilemiyoruz. Onun için diğer ilaçlar gibi bir kemoterapik ilaçlar kadar olmasa da bitkilerin mutlaka bitkilerin bir yan etki profili var.’’

BİTKİSEL KÜRLER KAFANIZA GÖRE KULLANILMAZ

Biraz önce söylediğiniz gibi internete bakarak şu bitki şu hastalığa iyi geliyormuş gibi tarifler uygulamak o anlamda doğru değil diyorsunuz.

‘’Kesinlikle. Oradan şu konuya girmek istiyorum. Biz, bitkilerde kişiye özel terapiler çalışıyoruz değil mi? Bizim branşımız bütünsel tıp. Bütünsel tıbbın bütün argümanları kişiye özel entegre edilen sistemdir. Zaten mantık bu. Yani standart bir uygulama yok. Siz internette ökse otu tansiyonu düşürür, diyemezsiniz. Ökse otu sizde düşürür bende yükseltebilir. O zaman ne değişti? Ökse otunun girdiği bünye değişti. Dolayısıyla bu kısım çok önemli. Bu işin hekimliği, bu işin uzmanlığı bunun için yapılmalı. Ben bunu kendim için söylemiyorum. Türkiye’nin her yerinde, her hastanesinde mutlaka bu işi bilen hekim arkadaşlar olması lazım. Sebebi çünkü hekim bünyeyi bilir. Bakın, bitkiyi bilmeyebilir ama bünyeyi bilir. Dolayısıyla orda biz 1-0 önde başlıyoruz. Bünyeyi koydunuz buraya, bitkiyi de koydunuz, dediniz ki: Bu bitki senin için uygun değil. Bitkiyi biliyorsunuz. Bünyeyi de biliyorsunuz ama Ahmet Bey için uygun diyebilirsiniz. Bütünsel bir bakış açısı içerisinde bitkiler komoterapiklerden, diğer ilaçların hepsinden çok daha zararsız olabilir ama bütünsel bakışla.’’

GIDA TAKVİYELERİNİN GÜVENİRLİLİĞİ NASIL SORGULANIR?

Hocam bir de gıda takviyeleri var. Bu ürünler güvenilir mi? Bu bilgi kirliliğini önlemek için Türkiye’de bir merkez oluşturulabilir mi? 

‘’Gıda takviyesi de ayrı bir konu. Şu anda Tarım Bakanlığında gıda takviyesi diye bahsedilen çok geniş kapsam aslında.’’

Tarım Bakanlığı onaylı çıkıyor.

‘’Bitkiler de gıda takviyesi sistemine girdi. Bir bitkiyi karışım olarak yaptığınız zaman veya onu farklı bir forma çevirdiğiniz zaman bir tablet yaptınız veya alkolle bir ekstre hâline getirdiniz, toz ekstre suyla çözüp ekstre hâline getirdiğiniz gibi farklı formasyonlar var veya bir bitkiyi alıp öğüttünüz, kapsüle koyduğunuzda bunlar gıda takviyesi oluyor. Tarım Bakanlığı buna serin gıda takviyesi dedi bizim ülkemizde. Sizin bana sorduğunuz suali ben şöyle algılıyorum. D vitamini gibi, omega3 gibi, selenyum gibi izole edilmiş gıda takviyelerinin güvenirliliği, içerisindeki etken maddelerin doğruluğu bunlar çok önemli faktörler. Bunun iyi bir kontrol mekanizması maalesef bizim ülkemizde yok. Biz şunu yapıyoruz. Gıda takviyelerindeki standardizasyon şöyle. Çok acı bir tablo söyleyeceğim. Bizim sistemimize Tarım Bakanlığından arkadaşlarımız geliyorlar. Biz bunlara zaman zaman numune veriyoruz. Yıllar önce bir gün bir arkadaşa sordum. Yıllar önce dedim ama şu anda da bu iş böyle devam ediyor. Dedim ki: Bu iş için sen neye bakıyorsun? ‘Hocam, bunun içinde kimyasal etken madde var mı, yok mu ona bakıyoruz, dedi. Peki, dedim, üzerinde yazan şey içinde var mı, yok mu ona bakmıyor musunuz? dedim. Ona bakmıyoruz, dedi. Bizim böyle bir sistemimiz yok, dedi. Bu çok acı bir tablo.’’

Bu tecrübeleriniz ve bize aktardığınız, aktaracağınız anılarınız hakikaten çok değerli. Hocam, modern hayatın -siz de içindesiniz- yapay ışıklarında, elektromanyetik dalgaların altında, sentetik kokuların içinde yapısıyla oynanmış GDO’lu gıdalar yiyerek yaşamaya devam ediyoruz. Bu şehir hayatı bizi strese yada kronik strese yol açıyor. Bunu kitabınızda ayrıntılarıyla anlatmışsınız. Bütünsel tıp açısından baktığımızda tedavi yaklaşımını açıklar mısınız? Neler yapılmalıdır?

‘’Bütünsel tıpta tedavi önce hasta olmamaktır. Bütünsel tıbbın ana teması aslında korumaktır. Hastalık daha henüz oluşmadan, vücuttaki enerji dengesini enerji balansı dediğimiz sistemi belli bir dengede tutup, bizim sabahki enerjimizle akşama ulaşabilmektir bütünsel tıbbın konusu. Daha sonra tabi hastalıklar oluştuktan sonra da bu, geri dönüşebilir durumdaysa eğer bunun tekrar yerine konması ve vücudun tamir mekanizmasını hayata geçirmesini sağlamaktır. Bu ikinci periyot. Asıl vazifemiz bizim hastalık oluşmadan insanlar hasta olmadan tedbir almak.’’

Diyorsunuz ki testiyi kırmadan önce uyarıyı verelim, hocanın hesabı. :))

‘’Testiyi kırmadan bu işi yapmak çok güzel misal. Aynen öyle. Biz de bunu yapmaya çalışıyoruz. Çok daha pratik. Biz uykudan uyanıyoruz, Allah sabah bize 100 paralık bir enerji bahşediyor.’’

GÜNLÜK ENERJİMİZİ TÜKETEN ŞEYLER

Kredimiz 100 lira hocam. :)) 

‘’Evet. Akşama kadar bu 100 lirayı sarf etmemizi istiyor. Enerjisel anlamda uyuduk, şarj olduk, biyolojik ritimle organlarımız istirahat etti. Akşam güneşle beraber bizim bedenimiz de uyumaya başladı. Revize oldu, oldu, sabah enerjimiz dolu şekilde uyandık. Allah bize bir gün daha nasip etti ve o enerjiyi verdi. Akşama kadar enerjiyi düzgün sarf ederseniz, gıda tüketiminizde kimyasalı çok aldınız, bakın çok basit hesaplar, o kadar basit ki sistem, yaradan tek, anlaşılması o kadar basit ki! Çok toksin alırsanız toksini atmak için enerji, çok gıda yerseniz o gıdayı eritmek için enerji, çok lüzumsuz beyhude düşünürseniz o düşünceyi beyinde glikozu en çok tüketen organımız beyin. Dolayısıyla enerjiyi en çok tüketen organ beyin durduk yere siz o zihni meşgul ettiniz, sistemi çözemediniz, strese girdiniz. Sonra ne oldu? Enerji tükettiniz. Daha bunun yerine pek çok şey koyabilirsiniz. Çok diye başlayan birçok şey enerjimizi tüketen şeyler. Sonra akşama geldiniz. 100 lira bitti. Ne yapacaksınız? Ölecek misiniz? Yok, ölmüyorsunuz, çok mükemmel bir mekanizma var. Ertesi günden borç alıyorsunuz faizli. Kredi çektiniz, ne oldu? Eksiye düştünüz. Eksi 10’la uyudunuz. Sabah kalktınız 90. Peşinen alır. Tükettiniz, tükettiniz eksi 100. Sabah kalktınız sıfır. Bana diyorlar ki kronik yorgunluk var. Dünyadaki bütün hastaların en sık semptomu kronik yorgunluktur. Buradan çıkın herhangi bir hekim arkadaşa bunu soralım. Tıpta bunun cevabı yok.’’

Modern tıpta bunun cevabı yok.

‘’Bizde çok basit. Çok basit bir ifade var. Kazandığınızdan daha fazlasını tüketirseniz eşittir kronik yorgunsunuz. Aslında demek istediğim şey bu. Bütünsel tıp bu sisteme böyle bakıyor.’’

HAYATIMIZDAN ÇOKLARI KALDIRMALIYIZ

Yani sıhhatimizi idame ettiren enerjimiz stresten, hayatın bu zorlu koşulları içerisinde gereksiz yere koşturmadan etkilenmektedir diyorsunuz. Vücudumuz stresle bu şekilde tükeniyorsa eğer vücudumuzun enerjisini strese karşı nasıl artırabiliriz?

‘’Şu çok önemli: Biraz önce onu anlatırken söyledim. Çokları kaldırırsak, ne diyor İbni Sina? Az ye sıhhat bul. Peygamber efendimiz söylüyor. İbni Sina’nın tıbbında var. Usulde ne var? Az yemek var.’’

Derler ya hocam. Az ye, az uyu, az konuş. 

‘’Çokları hayatımızdan kaldırınca zaten dediğiniz oluyor. Çok basit. Belli bir saat uyumamız lazım ama zamanında. Saat 11’den sonra vücut uyumaya başlıyor, siz uyumasanız da. Çocuğunuzu aldınız, uykulu uykulu getirdiniz, sofraya oturdu, çocuk yemek yedi, şu an sahura kaldırıyoruz çocukları ya, çocuk bir şey anlamıyor ki. Uyudu, uyumadı, yemiyor sonra kalkıyor, gidiyor. Vücutta aynısını yapıyor. Gece saat 11’de çalışmaya başladınız. Gece saat 11’le 1 arası safranın rejenerasyon saati, tazelenme saati. Vücuttaki bütün safra yapıları, sindirimle ilgili solüsyonların, sindirimle ilgili enzimlerin revize olduğu o saat dilimidir. O kendini rejene edecek. Ne zaman? İstirahatteyseniz bunu çok güzel yapacak. Siz hareket hâlindeyseniz bunu güzel yapmayacak. Geçtiniz harekete, yemek yiyorsanız, ki gece yemeği çok meşhur, gece işte ciğer yiyecekseniz, nerden çıktı bunlar? Var mıydı eskiden? Hayır. İnsan fıtratına muhalif hareketler bunlar. Enerjinizi ne yaptınız? Harcadınız, çok uyudunuz, çok yemek gibi çok uyumak da vücutta insan fıtratına aykırıdır. Belli bir zaman sonra vücut artık uyanmak ister. Siz sabah namazı vakti saat beşte uyanmaz iseniz kalın bağırsağın aktif saatini kaçırırsınız. Dışkılamanız bozulur. Sonra eşittir kronik kabızlık. Bir sürü insanın sorunu. Kronik yorgunluk, tedavisini söyledik. Kronik kabızlık, nedir tedavisi? Saat 5’te kalkacaksınız.’’

HER SABAH SAAT BEŞTE SU İÇMENİN FAYDASI NEDİR?

Tam da sabah namazı vakti hocam. Atalarımız sabah namazına kalkar sonra işe koyulurlarmış. Şimdi gece uykusunu, oksijenini doğal alamadığından, rahat uyuyamadığından beşten sonra namaz kılanlar için söylüyorum, namazını kılıp geri yatıyor yedi yedi buçuğa kadar, sonra tekrar kalkıyor.

‘’Orada şunu söyleyeceğim: Sabah su içmek, sabah namazına kalktık, şöyle büyük bardakla su içtik, orada yakalıyoruz. Sabah namazından sonra biz saatlerce oturalım demiyoruz zaten.’’

Onu tavsiye ediyorsunuz.

‘’Kesinlikle. Su içeceğiz, sabah namazı sonrası vakit çıktıktan sonra kerahat vakti var, 45 dakika. O süreci uyumadan geçirebilirsek mükemmel. Doktor Bey onu çok yapamıyoruz. Olsun siz suyunuzu içtiniz, namazınızı kıldınız, yatın. Bağırsaklarda o hareket sağlanır ama dışkılamayı unutmayın. Sabah namazına kalktınız, abdest alacaksınız. En güzel dışkılama saati o saattir. Kalın bağırsağın faal olduğu saattir. Dolayısıyla suyu gönderdiniz. Arkasından sistemi dilüe ettiniz. Çünkü gece bir temizlik yaptı vücut. Akciğerini temizledi, karaciğeri temizledi, safrayı temizledi, enzim salgılayan organları temizledi ve bunun için neye ihtiyacı var sabah kalkınca? Suya ihtiyacı var. Siz onu göndereceksiniz. Bu süreci dengelerseniz eğer enerjiyi dengelemiş oluyoruz. Kısaca söyleyeceğim. Çokları hayatımızdan kaldırdığımız zaman bütün çokları çok yemek, çok egzersiz… Hareket diyeceğiz çok yapıyorsunuz. Çok istemiyor ki vücut. Peki hocam azı çoğu nasıl belirleyeceğiz? Hekimler var, bilirkişiler var, insanın kendi kapasitesi var. Sizin kas yoğunluğunuzla benimki aynı olmayabilir. Ben suya girerim 1 km yüzerim, siz 100 metreye tıkanırsınız. O çok size göre. Bütünsel tıp bunu çok gözetir. Kişiye özel tavsiyeler bu anlamda çok önemlidir. Sizin kapasitenize göre bunlar belirlenmeli. Onun için enerjimiz belli bir limitte ve ertesi güne faizsiz geçersek işte hastalık oluşmaz. Bize diyorlar ki: Hocam hastalık nedir? Hastalık budur.’’

6. bölümün sonu
 

Yazarın Diğer Yazıları