Dr. Mücahit Yılmaz’la bütünsel tıp konulu söyleşimize devam ediyoruz.
Hocam kraniosakral terapi yani beyin omurilik sıvısı manipülasyonları nasıl bir yöntemdir? Hangi rahatsızlıklarda kimlere uygulamaktasınız?
‘’Kraniosakral terapi metodu aslında manüel bir terapi metodudur. Bizim kafatasımızla beynimiz arasında dolaşan bir sıvımız var. Beyin omurilik sıvısı. Belden sıvı alınır zaman zaman. İşte bu sıvı aynı zamanda beyincikten aşağıya omuriliğimize doğru kuyruk sokumuna kadar iner. Hatta tüm sinirlerimizin etrafında sinir kılıfıyla sinir lifleri arasında bu sıvı bulunur. Dolayısıyla bu sıvının dinamikleri birçok hastalıkta öncülük eder. Bu sıvının dinamiği, basıncı, dolaşımı bozulduğu zaman birçok hastalıkta bu provokasyona sebebiyet verir. Bos basıncı dengesi bozulduğunda otizmde, otistik çocuklarda biz görüyoruz. Beyinde bir patoloji oluşuyor. Arkasından bos basınç dengesi bozuluyor. Dolayısıyla otizmde, epilepsi dediğimiz sara nöbetlerinde, MS dediğimiz hastalıklarda beynin rejenerasyonu, yıkımı denen hastalıkların hemen hemen hepsinde bu dinamik bozuluyor. Bu dinamiği tekrar kazandırılması hadisesine kraniosakral terapi deniliyor. Aynı zamanda kraniosakral terapiyi biz oradaki manipülasyonları teşhiste de kullanıyoruz. Bos dinamikerindeki farklılıkları teşhis etmek için kullanıyoruz. Bununla beraber oküler ultrason dediğimiz göz arkasından beyin sıvısına bakabiliyoruz. Bununla ilgili de bir tespitimiz var hastada. Hem onu tespit ediyoruz. Manüel uygulamayla da beyin basıncını tespit ediyoruz. Bu değişkenleri her kontrolde hastada tespit edip buna göre tedaviler planlıyoruz. Çok spesifik. Hem tanı çok spesifik hem tedavi çok özel. Bunu bu klinikte yıllardır uyguluyoruz. Kraniosakral terapi konusunda ben Almanya’da bu eğitimi aldım. Bu konuda Türkiye’de çok az hekim var. Onlardan bir tanesiyiz çok şükür. Kliniğimizde bunu sadece bir bilgi olarak değil, hastalarımıza bu bilgiyi çok yoğun kullanıyoruz. Bundan da çok memnunuz.’’
Açıkçası ben bu konuyu araştırmadan öncesine kadar ben de bilmiyordum. Onun için sizin kullanmanız hem Kayserimiz açısından hem de ülkemiz açısından gurur verici. Bir de hocam elektroterapi foton tedavisini hangi hastalıkların tedavisinde kullanıyorsunuz? Çokça cihaz, çok tanı olunca…
‘’Aslında çok cihaz yok. Mantık tek. Başta söyledim. Bu kliniğe gelen profesyonel arkadaşlar, doktor arkadaşların genellikle başları dönüyor. Diyorlar ki: Ne kadar çok cihaz! Aslında çok cihaz yok. Tek bir beyin var. Benim beynim argüman kullanıyor. Evinizde kaç tane kaşık var?’’
VÜCUTTAKİ HEKİMİ UYARIP ŞİFA BULDURMA
Üç çeşit. Tatlı kaşığı, çay kaşığı, yemek kaşığı.
‘’Çay kaşığı var. Çorba kaşığı var. Yemek kaşığı var. Delikli kaşıklar var. Salça kaşığı var. Tahta kaşık var. Hepsi kaşık değil mi? Ama hepsinin farklı işlevleri var. Maksat hep aynı. Alıp kaldırmak. İşte bizim kliniğimizdeki cihazlar bu işe yarıyor. Yöntemler farklı olabilir; argümanlar farklı olabilir ama birleştikleri nokta vücuttaki sistemi, içerdeki hekimi uyarmak. Dolayısıyla elektrik enerjisi de, lazer enerjisi de, manyetik enerji de bu klinikte bunun için kullanılıyor.’’
Hocam dışardan bakıldığında çokça cihaz var.
‘’Cihaz çok ama karmaşık değil.’’
Yok. Karmaşık değil.
‘’Yani beyinde çok basit. Ama bir hastaneye girdiğin zaman çok karmaşık. Nükleer tıp var. MR cihazları var. Tormografi cihazları var. O var, bu var. Bizde öyle değil. Biz bütünsel olmak adına bunu söylüyorum. Biz bu cihazları bu kliniğe sokuyoruz bütünselliğe katkısı olduğu için. Yoksa sokamıyoruz. Elektroterapi foton cihazı bütünselliğe katkısı olan elektrik uyarısıyla uyarmam gereken vakalarda o sistemi elektrik uyandırıyor. Lazerle uyarmam gerekirse lazer enerjisi veriyorum. Manyetik enerjisiyle uyarmam gerekiyorsa manyetik enerjisiyle uyarıyorum. Bu hastalıklara göre, hastaya göre, doktora göre değişiyor. Ama mantığım tek. Bu benim mantığım değil, Yaradan’ın mantığı bu. Yani içerdeki hekimi siz uyarabilirseniz ona doğru yolu göstermeye çalışırsanız, işaretleme yapar iseniz o zaman yapıyor. Şimdi sizin evladınız evde ders çalışıyor, yönlendirme yapıyorsunuz değil mi? Okula gidiyor çocuk, öğretmen ne iş yapıyor? Öğretmen bunun nasıl daha kolay öğrenebileceğini anlatıyor, doğru mu? İşte ben öğretmenim. Argümanımı seçiyorum. Yapan yine o çocuk mu? Evet. Yapan yine vücut mu? Evet. Tedavi eden biz değiliz. Biz sadece argümanları kullanıyoruz. Yani foton terapi bir argümandır, bir kalemdir, keçeli kalemdir, kurşun kalemdir. Neticede bir kalemdir. Yani bir yöntem. Yönteme biz bel bağlamıyoruz ama yönteminiz çok iyi olmalı. Neden? Yöntem etkiliyse dikkat çekersiniz. Yönteminiz silikse dikkat çekemezsiniz. Burada bu önemli. Onun için çok yatırım yapıyorum ben.’’
VÜCUDUN HASTALIĞI YENEBİLME POTANSİYELİNİ BÜTÜNSEL TIPLA ANLAMAK
Bu sizin bir artınız hocam. Modern tıpla geleneksel tıbbı bütünleştiriyorsunuz. İşte adaptif tıp dediğimiz mantık ordan çıkıyor.
‘’Evet, çok doğru. O entegrasyonu yapamazsanız zaten, eskiden vardı ya, tek başınıza Don Kişot olursunuz. Tek başına şunları şöyle yaparım falan. Biz böyle bir şey yapmıyoruz ki. Birçok doktor arkadaşım sizin söylediğinizi söylüyor. Diyor ki: Sen kendi kapına kapandın. Ben kendi kapıma kapanmadım. Ben de sizin kullandığınız ultrasonu kullanıyorum. Ben de sizin kullandığınız MR’ı kullanıyorum. Ben de sizin kullandığınız göğüs taramalarını kullanıyorum. Siz ne yapıyorsanız ben de aynısını yapıyorum. Sizin yaptığınız kan testlerini ben de istiyorum hastalarımdan. Peki, farklılık ne? Farklılık, tek bir şey üzerinde odaklanmak. O nedir? İçerdeki hekimin tahrik edilmesi. Tek bir şey üzerine odaklanılıyor. İşte bunu en iyi yapan adaptojenler zaten. Bunlar da adaptojenlerin önünü açan argümanlar. Adaptif kapasiteye siz vücudun kendi kabiliyetini yok sayarsanız olmaz. Yani bir çocuğunuz var, çok zeki bir çocuk, yok sayın siz onu. ‘Ben öğretiyorum ona, ben gösteriyorum.’ Mevcut tıp bunu yapıyor. ‘Sen hiçbir şeysin, sana ben gösteriyorum, öğretmen çok iyi.’ Öğretmen kim? Öğretmen, yol gösterici olursa çok kıymetli. Siz çocuğun kabiliyetlerin hepsini sıfırlayın. ‘Hiçbir kıymetin yok senin. Sana bütün verileri ben veriyorum.’ diyor mevcut tıp. ‘Ben seni ameliyat etmezsem sen ölürsün.’ Sen ameliyat ettin, evet. Vücut o iyileşme mekanizmasını devreye sokmasa senin kocaman açtığın 20 santimlik o yara nasıl kapanacak? Sen bağırsakları kestin, sen mi iyileştiriyorsun bağırsakları? Hayır. Burada bir mekanizma iş görüyor. Dolayısıyla biz bunu kabul etmediğimiz sürece bunu mevcut tıp ben yaptım dediği sürece biz hastalarla aramızdaki dereyi kesinlikle kapatamayız.’’
16. bölümün sonu