Dr. Mücahit Yılmaz’la bütünsel tıp konulu söyleşimize devam ediyoruz.
Modern hayatta dengesini bozan hastalıklardan birisi de obezite. GDO’lu gıdalarla beslendiğimiz için ve buna bağlı oluşan gıda terörünü de düşünürsek insanlar nasıl kilo almaktadır veya nasıl kilo aldırılmaktadır?
‘’Obezite geniş bir ifade. Obez olmamızın en önemli sebebi yediğimiz gıdaların bizi kıtlık moduna sokmalarıdır. Kıtlık modu insülün denen hormonun -kıtlık modudur insülün- spot salınımı, anlık salınımı burada esas. Mesela bir lokma ekmek eskiden bir birim insülün saldırırken şimdi üç birim insülün saldırıyor. Neden? Onun içine glüten girdi, katkı maddeleri girdi, o girdi, bu girdi. Neticede bizim 10 sene önce bir lokma ekmeğimiz artık aynı değil. Nişasta şurupları, glukoz şurupları çıktı mesela. Eskiden bizim baklavalarımız 1 gün sonra hemen şekerlenirdi ama şimdi baklavalara 1 haftada hiçbir şey olmuyor. Niye? Çünkü tüketim psikolojisi ve arz talep mantalitesi bize şekerlenmeyen şeyler sunmaya başladı.’’
İNSÜLÜNÜ TAHRİK EDEN GIDALARIN YENMESİ
Nasıl kaçınacağız hocam bunlardan? GDO’lu ve yapay gıdalardan nasıl uzak duracağız?
‘’Çok pratik, yemeyeceğiz. :)) Yani şüpheli gıdayı yemeyeceğiz. Ekmeğimizi de elimizden aldılar, baklavalarımızı da elimizden aldılar, aldılar maalesef. Yediğimiz baklava değil. Eskiden 5 tane baklavanın yapmadığı tahriki şimdi 1 tane glukoz şuruplu baklava yapıyor, insülünü tahrik ediyor. Tahrik edince ne oluyor? Kıtlık moduna giriyorsunuz. Kıtlık moduna girince bir daha yemek ihtiyacı hissediyorsunuz, doymuyorsunuz. Sonra bir daha yeme ihtiyacı hissediyorsunuz. Her yediğiniz size bunu bir daha sağlıyor. Fast foodlar zaten bunun en başında. Adı üstünde fast food. Hem hızlı yiyorsunuz hem de yediğiniz çöp. Yani insülünü tahrik eden bir gıdayı alıyorsunuz. Hamburger mesela. Dışındaki ekmek, içindeki hızlı gıda, bir tek marul mübah, onun da üzerine ketçap döküyorlar. :)) Onu da mundar ediyorlar.’’
Hocam adaptojen bitkilerden bahsettik. Sizin http://store.dryilmazilac.com.tr siteniz var. Burada birçok kürünüz var. Burada ne tür ürünler satılıyor? Yeni projeleriniz var mı? Bunlardan bahseder misiniz?
‘’Bizim bağışıklık sistemini güçlendiren ürünlerimiz var. Ballı şurubumuz var, çok güzel bir şurubumuz. Trendyol gibi portallara da arkadaşlar satışı giriyorlar. Kozmetolojik çalıştığımız, ozonize, bize özel Türkiye’de olmayan bazı yağlar çalışıyoruz. Ozonize çörek otu yağı, ozonize kantaron yağı gibi. Bunlar hem kozmetikte kullanılıyor, ozonize acı badem yağı gibi. Bu dönemlerde çok revaçta olan ürünler bunlar. Kozmotolojik grubu ayrı, medikal gruplar ayrı. Çok hit olan ürünler var. Bizi Dr. Yılmaz ilaç diye alışveriş arama motorlarında aratırlarsa birçok sitede bizim ürünlerimiz var. Kendi storemizden de bu ürünlerden edinebilirler. Dönemsel kışa hazırlık karışımlarımız var. Onları kullanabilirler. Yaz mevsimine özel güneşten koruyucu yağlarımız var.’’
TÜRKİYE’DE GİLABURU EKSTRESİ YAPAN TEK FİRMA
Bunları nerede üretiyorsunuz hocam?
‘’Kayseri Matbaacılar Sitesi’nde bir fabrikamız, Ambar Organize Sanayisi’nde de bir fabrikamız var. İki fabrikada üretiyoruz. Kaba ürünlerimiz, yağlarımız, tentürler, ekstreler birçok ürün var. Bizim fabrikamız aynı zamanda piyasada gördüğünüz birçok ürünün hammadde tedarikçisidir. Mesela Türkiye’de gilaburu ekstresini bizden başka yapan firma yok.’’
Bizim Bünyan’da çok meşhur. Taşı ve kumu olanlara bire bir.
‘’Onu ekstre hâline getiriyoruz. Sizin 100 kilo gilaburuyu biz 500 gramlık hâle getiriyoruz.’’
Sanırım hocam kendinizin ekip biçtiği tarım arazileriniz de var.
‘’Anlaşmalı tarım yapıyoruz artık. Eskiden bir dönem tamamen kendimiz ekip biçiyorduk ama belli bir zaman sonra aromatik bitkiler çiftçilerde çok fazla bilgi sahibi değiller. Biz artık anlaşmalı tarım ve toplattırma şeklinde tipik ürünlerden.’’
Hangi ürünlerden hocam?
‘’Çok farklı yöreler. Bir heyetimiz var. Ege Bölgesi’nden, Adana’dan, Mersin’den, Gümüşhane’den, Trabzon’dan her bitkinin karakterine göre bölgeye gidip bizim fabrikadaki gıda mühendisi arkadaşlar o mevsimde gider. Mesela şu anda Bodrum tarafında karabaş otu mevsimi, bizim ekibiz oraya gitti. Şimdi orada tespitler yapıyorlar. Oradan ürünleri alıp gelecekler.’’
Hocam hacamat nedir? Kuru vakumdan farkı nedir? Bir de nebevi tıbbi yöntem midir?
‘’Evet, tabi ki tıbbi yöntemdir. Tıbbi nebevidir aynı zamanda. Peygamber aleyhissalatü vesselam tavsiye etmiştir. Sahih hadisler var hacamatla ilgili. Tıpta hacamat kanlı vakum demektir. Peki o zaman kanlı vakum varsa kansız olan kuru vakum da vardır. Kansız olan vakumda aslında kan alınmadan işlevleri yine yapıyoruz. Sıcak bir kupa vasıtasıyla veya soğuk pompa vasıtasıyla hangi bölgeyi çalışıyorsak; derinin o bölgesine vakumlayıp o bölgedeki siniri, o bölgedeki deriyi, o bölgedeki damarları, lenf sıvısını aktivite ettiğimiz bir tarz aslında. Orayı morartıyoruz tabiri caizse ve orada bir uyarı sistemi oluşuyor. O sinir hangi organa aitse o organı da provoke etmiş oluyoruz. Örneğin hastanın midesinde ağrı var sırtta. Kuru vakumla mide noktasını uyarıyoruz ve o bölgedeki ağrının giderilmesine bu durumu tekrar gözden geçirmesini sağlıyoruz. Yaptığımız bu. Kanlı vakum dediğimiz, hacamata geldiğimiz zaman bunu yaparken bir de oradan detoks yapıyoruz. Yani kanı çekiyoruz oradan, iki işi birden yapmış oluyoruz. Hem kuru vakumdan elde ettiğimiz fayda yine aynı bölgeden. Mesela mide ağrınız var fakat mide noktasından biz lenf sıvısı çekiyoruz, mideniz rahatlıyor. Sırtınız rahatlamıyor, mideniz rahatlıyor. Sırt bir haritadır. Kumanda panelidir sırt. Sizin bir kumanda paneliniz var veya otomobiliniz var direksiyon çeviriyorsunuz. Lastiği çevirmiyorum ki ben, direksiyonu çeviriyorum ama lastik dönüyor. Aynı şekilde düşünün. Otomobilde bu kadar basit mekanizma yapılır da, Allah bize sırtımıza böyle mekanizma koymuyor mu?’’
Keseceğiniz yerleri neye göre belirliyorsunuz hocam?
‘’Organların projeksiyon alanları var. Orada otonomi sisteminin dalları var. Mesela mideye inen sinirin sırtta da bu şekilde bir dalı var ve biz onu uyarıyoruz. Orada lenfatik bir ağ var, midenin lenfatik denen bir ucu var.’’
Rastgele kesmiyorsunuz.
‘’Katiyen. Hepsinin milimetrik alanları var. Hormon noktası var, pankreas noktası var… Noktayla beraber alanlar da var. Karaciğer zonu var, bir alan var, orası karaciğerle ilgili bütün temsil alanları oradadır. Safra kesesinin temsil alanı vardır. Safra kesesinin temsil alanı sağda omuzun hemen altındaki noktadadır. Ben yaparım onu. Hasta der ki: ‘Benim omzum hiç ağrımıyor ki!’ Ben senin omuzuna yapmadım ki onu. Safra kesene yaptım. :))’’
Kesik mi atıyorsunuz hocam?
‘’Küçük küçük, ince, noktasal kesiler atıyorsunuz. Hacamatta kesinin tarzı, şekli, derinliği kişiye göre değişir.’’
Hangi günlerde yaptırmak daha faydalı hocam?
‘’Aslında çok basit. Bir hacamat takvimi var.’’
Hicri takvime göre mi, miladi takvime göre mi?
‘’Hicri takvime göre yapıyoruz. Niye hicri takvime göre? Çünkü insan bedeni geceyi gündüze göre, ayın pozisyonuna göre, güneşin pozisyonuna göre kainattan ayrı değiliz. Gayrı değiliz ki ayrı olalım. Kainatın içindeyiz.’’
HACAMAT YAPTIRILACAK GÜNLER
Çok güzel ifade ettiniz.
‘’Dolayısıyla güneş battığında nasıl etkileniyor bedenimiz? Biz lambayı yakıyoruz ama bizim bedenimiz lamba yakmıyor, bedenimiz karanlıkta. Biz bedeni şaşırtıyoruz ama bir yere kadar şaşırtıyoruz. Aynı şekilde dolunay dönemi, hilal dönemin pozisyonuna göre de nasıl deniz pozisyon alıyor? Ne oluyor? Gelgitler oluyor. Bizim kanımızda da gelgitler oluyor. Biz bu gelgitleri yakalayıp geri çekilme döneminde toksin çekiyoruz. Ayın 15’inden sonrakinden bahsediyoruz. 15’inden 30’una kadar sayıyoruz. İlk dönemler tabi daha kıymetli. 15’i, 17’si, 19’u kıymetli. Tek günleri tercihen ama 15’inden 30’una kadar her zaman yapılabilir. Fakat 3 gün hariç her gün yapılabilir. 3 c diyoruz buna. Çarşamba, cuma, cumartesi günleri hacamat yapmıyoruz. Cuma günü hadisi şerifle mukayyet. Peygamber aleyhissalatü vesselam buyuruyor ki: ‘Falan zat, cuma gününde hacamat oldu, vefat etti.’ diyor. O hadisi şerife hürmeten biz cuma günleri hacamat yapmıyoruz. Çarşamba günü de yapmıyoruz, cumartesi günü de yapmıyoruz. 3 c’den men edilmişiz. Diğer günler her zaman yapılabilir. Hacamatta bir kayıt yok. Biz diyoruz ki: ‘Hiçbir rahatsızlığınız yok, şifa için yaptırıyorsunuz, gün seçin.’ diyoruz. En güzel günler var. Neye göre? Gelgite göre bakın. ‘Gelgit’i hiç unutmayın. Denizde gelgit var. Denizin altındakini ne zaman siz rahat toplarsınız, görürsünüz? Geri çekildiği zaman. İşte biz o zaman hacamat yapıyoruz.’’
10. bölümün sonu