Dr. Mücahit Yılmaz’la bütünsel tıp konulu söyleşimize devam ediyoruz.
Hastalıklardan korunmak veya var olan hastalığımızın iyileşmesi için bağışıklık sistemi ön plana çıkıyor. Bağışıklık sistemimizi güçlü tutmak için nasıl beslenmeliyiz?
‘’En başta doğal beslenmeliyiz. Beslenmenin periyotları ayrı ama içeriği farklı. Doğal beslenmek günümüz için cılız kalıyor. Doğalı nasıl bulacağız? Köye gidiyorsunuz, yumurta istiyorsunuz, köylü arka taraftan yem atıyor. Öteki taraftan inekten süt alacaksınız, gidiyorsunuz köye. Köylü ineğin önüne dayamış GDO’lu yemi. En saf olanları. Bizim marketlere gelene kadar işler çok daha farklı boyutlara geliyor.’’
ORGANİK BESLENMENİN ÖNEMİ
Bir de kutuya girince daha fazla değişiyor.
‘’Kesinlikle. Doğal beslenme kısmında herkesin bildiği şeyleri burada tekrarlamak istemiyorum. Önümüze koyduğumuz şeyi tabi ki sorgulayacağız. Yemeği sorgulayacağız, markette yaptığımız alışverişi sorgulayacağız, bunlar çok önemli. Elimizden geldiği kadar bunu minimalize edeceğiz. Gidip de Coca Cola içmeyeceğiz. Ne yapacağız? Ayran içeceğiz. Seviyorsak şalgam içeceğiz. Gilaburu içeceğiz.’’
Bütün kolaları içmeyeceğiz daha doğrusu. Sarı, siyah, beyaz fark etmiyor. :))
‘’Bütün asitli içecekler, tüm sentetik içecekler bunları hiç konuşmuyoruz. O kadar konuşuluyor ki ama ben şuna dikkat çekmek istiyorum. Bazı şeyleri de ne zaman yediğiniz, zaman dilimi de çok önemli. Ne kadar yediğiniz çok önemli. Doğal kısmını bir miktar aşamıyoruz. Bundan 10 sene evvel hastalarıma söylüyordum, bulabiliyorlardı. 20 sene önce çok rahat buluyorlardı. Şimdi yok. Şimdi söylediğimde ‘Nerden bulacağız?’ diyorlar. Hakikaten imkan yok. Köyde bile iş bozulmuş. O zaman ne yapacağız? 2. kademeye geçeceğiz. Bir şekilde önümüze gelenler yüzde yüz doğal değil. Hiçbirimizinki değil. Onu geçtik. Bunu ne zaman tükettiğimiz, ne kadar tükettiğimiz. Artık beslenme de bu son iki antite daha çok önemli hâle geldi.’’
Orada bir cümle aktarmak istiyorum. Birçok yerde duyduğumuz sabah krallar gibi ya da padişahlar gibi kahvaltını yap, prens gibi öğle yemeğini ye, fakir gibi de akşam yemeğiyle karnını doyur. Bu şekilde özetlenmiş.
‘’Doğru hocam. O süreci takip etmek çok önemli. Çünkü vücut 1 gün öncesinde yorulmuştur, enerji tüketmiştir, tadilat yapmıştır. Tabi ki sabah kahvaltısı çok sağlam olmalı. Saat 9’a 10’a kadar enerji tablosuna göre sistemin mutlaka kahvaltı işi bitmelidir. Miktarı önemlidir fakat sabah vücut gün içinde o enerjiyi tüketebilir, sindirim sistemimiz aktiftir, o noktada bizi destekleyebilir. Akşam fakir gibi yemek ona sonuna kadar katılıyorum. Akşam yemeği çok hafif geçilmeli. Çünkü yarıya düşen bir metabolizmamız var güneş batmasıyla beraber.’’
AZ YE, SIHHAT BUL
Sizin öneriniz saat 7’den sonra akşam yemeği yemeyin.
‘’Akşam namazından önce yemek işinin bitirilmesi esas. Peygamber Efendimiz de iki öğün bir geç kahvaltı ve bir ikindi sonrası yemek şeklinde öğün var, iki de ara öğün var. Hurmayla, meyveyle ara öğünler var. Bu şekilde yani hakikat olan bu. Az ye sıhhat bul mânâsını tekrarlamak lazım. İçeriği geçtik. Ben daha önce farklı mecralarda konuştuğum zaman artık şu gıdalar önemli diyemiyoruz. Dediğim gibi iki antite önemli. Az yemek çok kıymetli. İkinci kademede de ne zaman yediğinizin çok kıymeti var. Beslenmede mantık bu.’’
MODERN ÇAĞIN FIRSATÇI HASTALIĞI KANSERDİR
Anladım. Kanser gibi modern tıbbın çare bulamadığı hastalıklara fitoterapik çözüm önerileri var mı?
‘’Kansere şöyle bakmak lazım. Bizim kitapta çok bilgi var ama bir sayfa kanserden bahsediyor. Sebebini söyleyim. Kanser fırsatçıdır. Vermeyin fırsatını, girmesin vücudunuza.’’
Her türlü fırsat. Hem psikolojik hem fizyolojik.
‘’Sizin enerjinizin düştüğü yerde sizi vurur. Genetik olarak genlerinizde kanser var. Kabul ediyoruz onu. Fakat genetik yatkınlık var diye siz direkt bu sistemin içine düşmüyorsunuz. Onu şöyle düşünelim: Sizin bir bazal enerjiniz var. Bazal enerji dediğimiz şu: Vücut kendi yapısını muhafaza etmek için sizin ifadenizle bağışıklığını muhafaza etmek için olan bir bazal enerji. Ben de belki 5, siz de belki 15. Her gün Allah 100 puanlık enerji veriyor dedik ya, o orana göre söylüyorum. 5’te tükenir, 15’te tükenir. Fakat beşsem ben, genetik olarak benim bir kanser ailesi sendromum varsa o 5’e göre hareket ederim. O enerjiyi tüketmemeye çalışırım. Sağlıklı beslenirim, spor yaparım, stresle mücadelemi tekrar gözden geçiririm, arkadaşlarımı ona göre seçerim, hayatımda bana destek olacak kitaplar okurum, destek olacak insanlarla yan yana gelirim, ruhumu sıkıntıya sokmam, ruhumu tamir ve tadil edecek usulleri hayatımda en başa koyarım. Ne olur o zaman? O 5 puanım bitmez.’’
Düzenlediniz hayatınızı.
‘’Siz de onu yapmadınız. Siz 15 puanı sıfıra tükettiğiniz zaman, sizin genetik hikayeniz olmamasına rağmen kanser tak diye kapınızı çalar. Neden? Zayıfı bulur. Çünkü fırsatçıdır.’’
KANSERLE MÜCADELEDE BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ NE KADAR ÖNEMLİDİR?
Peki, fitoterapik açıdan çözüm önerileri var mı hocam kansere karşı tedavi anlamında?
‘’Tam tersi. Tükendiniz ve enerjiniz çöktü, kanser hücreleri geldi, çoğalmaya başladı. Kanserde virüs falan yok, kendi hücreleriniz kanserleşiyor. Kanser hücreleriniz çoğalmaya başladı, tersiyle tedavi olacaksınız. Bize hastalar geliyor, oturuyorlar. Diyorum ki ben: Kanserinizle işimiz yok. Hocam diyor, biz onun için geldik. Bizim sizin bünyenizle işim var. Ben bağışıklığınızı, gücünüzü artıracağım. Vücut isterse mücadele edecek istemezse etmeyecek. Ben onu bilemem diyorum.’’
Neler yapıyorsunuz hocam?
‘’Tabi hastaya göre değişir.’’
Genel olarak.
‘’Sitokin meşhur oldu ya koronada, sitokin fırtınası konuşuluyordu ya, kanserde bu çok daha fazlası oluyor. Dolayısıyla çok hızlı hücre çoğalması olduğu gibi hızlı hücre yıkımı da oluyor. Kanserde bu temizliği önce yapmak lazım. Hastayı ciddi bir detofikasyon yani toksin temizleme metotlarına dahil ediyoruz. Vücut bir ferahlıyor. Ondan sonra bağışıklık sistemiyle ilgili immün modülasyon dediğimiz bazı bitkiler seçiyoruz. Onları damardan o modülleri veriyoruz. Detoksu da aynı şekilde yapıyoruz. Çok az oranda yaparak veriyoruz kanser hastalarına. Bizim buradaki maksadımız en başa dönelim, enerjisini atmamak. Hastaya şunu tavsiye ediyoruz: Beslen, düzgün beslen lütfen. Lütfen yemeye çalış. Hasta yakınlarına şunu diyorum: Yiyenden korkmayın, yemeyenden korkun. Yiyecek bu hasta diyorum.’’
KANSER HASTALARININ NE YEMESİ YASAKTIR?
Kanser hastalarına kırmızı eti yasaklıyorlar hocam.
‘’Biz hastalara tatlıları, kalitesiz şekerleri, başta konuştuğumuz beslenmeyle ilgili her şeyi. Bize ne yasaksa onlara da aynısını yasaklıyorum. Ama o mantalite çok önemli. Bunu fırsatçı olduğunu bileceğiz. Kanser olmadan kanserle mücadele etmeyi bileceğiz, kanser olduktan sonra da aynı yolda devam edeceğiz. Bana geliyor hastalar, bakıyoruz, kanser hastası. Şimdi enerjinin hepsini tüketmiş. Bir de eksi 90’a çıkmış. Biz hastayı görür görmez kusura bakmayın diyoruz. Neden? Klinikten hasta çeviriyoruz. Eksi 90’a çıkmış. 100 veriyor, siz direkt 90’ı faize veriyorsunuz.’’
Yaşam standardı o kadar bozulmuş diyorsunuz.
‘’Siz diyeceksiniz ki sizin hayat standardınız bu.’’
Ya değiştiremiyorsa hocam mesleğini, çevresini, ilişkilerini.
‘’O zaman ölümü kanserden olacak.’’
Hayatında değişiklik yapmak çok zor. Hani Einstein’ın bir lafı var ya. ‘İnsanı değiştirmek atomu parçalamaktan daha zordur.’ Hakikaten öyle hocam. Kim kimi değiştirebilir ki?
‘’Hocam ben de şuna inanıyorum: Cenabı Hak bize bazı fıtratlar vermiş. Her fıtrat bu dünya için değil. Ahireti kazanmak için verilmiş. Örneğin kindarsınız, nefsinize kindar olacaksınız. Allah onu istemiş. Obursunuz, helale obur olacaksınız, harama değil. Hangisi helal hangisi haram, vücudu sıkıntıya sokan her lokma haramdır. Hocam bizim dinimiz yasaklamamış, sen nasıl yasaklarsın? Ekmeği din yasaklamamış, belli bir limitin üzerine girdin, sıhhatini bozacaksa din onu yasaklar. Sigarayı da yasaklamamış. Sigarayı konuşuyoruz. Niye ekmeği konuşmuyoruz? Bana göre ekmekle sigara arasında fark yok.’’
Vücuda zarar açısından.
‘’Buna böyle baktığınız zaman insanın yapısıyla ilgili mücadelesi devreye giriyor. Oburluğu bırakacağız, kibri bırakacağız, kibri ne için kullanacağız? Kibri ahireti kazanmak için kullanacağız. Ben böyle düşünüyorum. Böyle bakmadığınız zaman insanın bünyesi kendisinin karşısına geçer.’’
8. bölümün sonu