İsmail Ediz: Musikiyi icra eden kişinin beyni iki taraflı çalışır - Murat SERİM

İsmail Ediz: Musikiyi icra eden kişinin beyni iki taraflı çalışır


5.Bölüm 

Birkaç anınızı paylaşmanızı istiyorum hocam. Bir yerden başlayın hocam. Kalıcı olması adına unutamadığınız…

‘’Şimdi söyledim ya Ankara’da askerlikte bir saz grubumuz var. 5 arkadaş. Bir ney bir keman bir klarnet falan filan. Ondan sonra ben de ud çalıyorum. Efenim, bölükten görevlendirdiler bir astsubayın düğününe gittik. Orda çalıyoruz. Yeni Mahalle’de. Efenim, bir de okuyucu arkadaşımız var, okudu falan, programı yaptı, indi aşağı. O zaman okuyucuların arasında o zaman Sevim Erdi diye bir radyo sanatçısı bir hanım. Misafirler arasında o da misafirmiş. Onu sahneye davet ettiler. Biz de ona eşlik etmek mecburiyetinde kaldık. Şimdi kadıncağaz üç tane kürdilihicazkar şarkı okudu. O zamanki popüler şarkılardan. Fakat ben şu sesten okurum, dedi. Bizim çalabileceğimiz bir yer. Bayanın sesi gayet güzel iyi. Ondan sonra çalmaya başladık. Yav kadın bir okumaya başladı. Benim enstrüman elimde hafifledi ya. Ud çalıyorum ama usulü nasıl otutturuyor. Tecrübe, durup dururken radyoya girmemiş. Hayran oldum. Hayatımda hiç unutamadığım bir meşk oldu. Üç tane şiir okudu ama. Yav, inanır mısın iki gün üç gün hayalimden gitmedi o çaldığı. Diyom ki: ‘Ya, ud hiç bu kadar kolay çalınır mıymış?’ Eseri o kadar güzel ritmiğiynen okuyor ki. Zaten musikide ritim çok mühim. Anlatabiliyor muyum? Sevim Erdi. O zaman radyonun as sanatçılarından bir tanesi. Efenim sonra başka sebeplerle başka yerde eşlik ettik falan filan ama. O günü hiç unutmam yani. Diyeceğem musiki ayrı bir konu ya. Sonra günü gününü tutmaz.’’

Sizi dinlemekten keyif alıyorum hocam.

Bazen çalarsın teneke çalıyorum sanarsın hiç hoşuna gitmez. Kendi çaldığın bile hoşuna gitmez. Ama bazen bir, o gün kıvam nasıl olursa işte duygu diyoruz ya duygulu zamanına rastladığımızda ud çalarsın o uda doyamazsın. Musiki ayrı bir konu. Bilakis yeni öğrenenler için hele hele talebe için musikiylen behemehal uğraşmasını isterim. Niye biliyor musun? Musiki icra eden kişinin beyni iki taraflı çalışır. Bak şimdi notayı gözüyle alacak. Sanki parmaklarıynan görüyormuş gibi parmaklarıyla onu icra edecek. Ordaki notayı burda parmaklarıyla kaneviçe işliyormuş gibi okuyacak. Usulü takip edecek. Notayı takip edecek. Sağ elini takip edecek. Sol elini takip edecek. Hepsini bir takip edecek. Bu beyin iki taraflı çalışmazsa bunları toparlayamaz. Tabi, o seviyeye gelmek için de işte dediğim emeği vermek lazım. Hemen birdenbire dört dörtlük olmuyor. Ve birçok talebelerimden ben işittim. ‘Ya hocam ben musikiye başladıktan sonra okul derslerini çok güzel anlıyorum, anlamaya başladım. Matematiğe pek kafam yatmıyordu ama şimdi golay öğreniyom.’ diye musikinin efenim faydalı olduğunu ben çocuklardan dinledim. Sonra eğer adam gibi eğitim yapıyım dersen toplumda yerin ayrı olur. Kendine başka kötü şeylere alıştırmazsın. Kötülüklerden kendini daima geri tutarsın. İyi kötüyü rahat rahat anlarsın. Ben mesela müzisyen bir adamın herhangi kötü bir şeynen uğraşacağını hiç sanmıyorum. Ama tabi bizim dediğimiz gibiyse.’’

Hocam dersleri sadece kanun üzerine vermiyorsunuz değil mi?

‘’Hayır hayır.’’

Bunun yanında ud da var tabi. Keman da var. 

‘’Nefesli enstrümanlardan saksafon ve klarnet dersi verebilirim. Bunun ikisini de çaldım çünkü. Ayrıca mesela trompet öğrenmek istiyorsa adam veyahut bariton çalmak isterse falan onların hepsini öğretirim. Nerden girilir. Nerden çıkılır. Neleri yapması lazım. Hangi sesleri bastığın zaman perdeleri yani onların hepsinde geniş çaplı malumatım var. Bandonun içinde olduğum için onları bilmem kazım. Ondan sonra efenim bağlama çaldığım için tamburu çok rahat rahat çalarım. Şimdi mesela bir toplulukta tambur çal deseler rahat çalarım yani. Efenim, kanun zaten uzun müddet çaldım. Simdi çalmıyorum ama. Uzun müddet çaldım. Yani bir kere bırakmadan 10 sene çaldım.’’

Ama öğretiyorsunuz.

‘’Ama şimdi eğitimini yapıyorum. Ud zaten kendi branşım. Efenim, keman var tabi.’’ 

Nefesli ve telli çalgıların hepsini anladığım kadarıyla hepsini çalabiliyorsunuz. 

 ‘’Türk müziğinin telli sazların hepsi bir kere bende mevcuttur.’’ 

Şu anda yeni nesil hangi müzik enstrümanına daha ilgi duyuyor hocam? 

‘’Yeni nesil lay lay lom. Gitar :)) gitar :) Ondan sonra eğer efenim Türk müziğine meyilli ise onlar da çoğunlukla bağlama.’’ 

Hm. Ud, kanun ve kemana pek cesaret edemiyorlar.

‘’Birçoğu. Birçoğunun da gücü yetmiyor. Biraz pahalı enstrümanlar. Şimdi çalınacak bir iyi kötü bir bağlama beş altı yüz liraya alınıyor ama çalınacak bir ud 1500-2000 bin lira.’’

Kanun onun kaç misli. Hocam anılarınıza devam edelim. Başka anınızı duymak istiyorum hakikaten. Unutamadığınız böyle. Yakın zamanda veya eskiden. Tabi bu arada hemen şunu belirtelim. Yalnız yaşıyorsunuz herhalde. Yoksa kızınızla mı yaşıyorsunuz? Eşiniz kaç yıl önce vefat etti hocam?

‘’12 yıl oldu bu sene. Altıncı ayda 12 yıl olacak.’’

Kızınızla yaşıyorsunuz şu anda. Torunlarınız var. Kaç torununuz var hocam?

 ‘’Torun var. Bir kızım var. 4 tane torunum var işte. İki kız iki oğlan. Biri burda patronumuz şimdi.

Dükkanı ben ona devrettim. Ben çektim elimi artık. ‘Ben istifa ettim oğlum.’ didim. Arabayı da verdim onlara. Efenim, bir iki parça gayrı menkulüm vardı. Onları da birer dene taksim ettim. Hatıra olsun size diye. Onların da tapusunu verdim herkesin.’’

Dünyalık adına ne varsa bıraktınız. :) 

‘’Yok yok, bıraktım tabi. İstifa ettim.’’ 
Ama müzik aletlerini bırakmadınız.

‘’Yok, onu vermem. 35 yılı aşkın bir iki tane udum var vermem onları kimseye.’’

Ben hakikaten çok isterdim ud ve kanun çalmayı. Kızım çalıyor. Şu anda İstanbul’da. Mustafa Sağlam’dan aldık kanunu. Orada kursa gidiyor. Öğrendi. Gurur duyuyorum. Ama isterdim ki ben de çalayım.’’

‘’İşte bazen at bulunuyor bazen meydan bulunmuyor, bazen meydan bulunuyor at bulunmuyor. Hele hele şimdi şartlar çok değişti. Bizim zamanımız gibi değil. Ben mesela efenim benim başladığım zamanda ben akşamdan işten geldim miydi gece yatana kadar 5-6 saat çalışacak zamanım vardı. Şimdi 5-6 saat çalışıyım desen apartmanlarda komşulardan ayağa kalkanlar var. ‘Yeter gari!’ diye vuranlar falan edenler. Çocuklar çalışmak istese de çalışamıyorlar. Ama o zaman öyle değildi. O zaman hep müstakil evdi. İstersen davul çal. Evinde kimse şey yapmaz. Hep o zaman müstakil evlerdeydik. Yani şartlar çok değişti. Yine de bu işi sevenler bir yirlerde yapıyorlar.’’

                             5.bölümün sonu
 

[email protected]

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
03Ağs

Kayseri’de Kırk Hamamı

26Tem

Kayseri'de Gelin Hamamı

20Tem

Kayseri Hamam Geleneği

13Tem
05Tem

Suyla Gelen Medeniyet