Dr. Mücahit Yılmaz’la bütünsel tıp konulu söyleşimize devam ediyoruz.
Vücudun iç dengesini bulmaya yardım eden, strese karşı cevabını dengelemeye çalışan, kronik hastalıkların oluşumunu engellemeye çalışan hangi adaptojenlerle desteklenmelidir? Stres ve depresyonun kilo almayla bağlantısını açıklar mısınız?
‘’Depresyon, stres çok geniş bir kavram.’’
Tıbbi açıdan stres nedir hocam?
‘’Değişken. Yani vücutta oluşan herhangi bir değişkene biz stres diyoruz. Mesela yemek yemek bir strestir.’’
Gereğinden fazla yemek yemek.
‘’Hayır.’’
Normal yemek yemek!
‘’Değişken. Mesela lastiği gerdiniz strestir, geri bıraktınız, stresini aldınız.’’
STRESİ NASIL ANLAMALIYIZ?
O zaman kaç çeşit stres var hocam?
‘’Efkarı umumide anlaşılan şekliyle aslında stres dediğimiz zaman psikolojik olan kısmı anlaşılır. Sizin burdan kalkıp başka bir odaya gitmenizde bir strestir, bir değişkendir. Strese karşı vücut cevap verir. Örneğin strese sokarsınız kaslarınızı, müspet cevap nedir? Kaslarınız büyür. Dambıl çalıştınız, strese karşı bu müspet bir cevaptır ama strese karşı patolojik cevap, siz o kası artık sistemde çok zorladınız, kas atrofi olup zedelenmeye başladı. O zaman strese karşı patolojik cevaptır. O stresin dozunu siz ayarlayacaksınız sistemde ama stres şudur: Genel olarak değişkendir.’’
Tıbbi açıdan stres çeşitleri neler?
‘’Psikolojik stresler, organik stresler. Hem duyu organlarımızla hem bedenimizle her türlü değişken antite bize stres olarak döner. Mesela gıdayı aldınız, vücut gıda stresine karşı bir cevap verecek. Etki tepki gibi düşünün. Bu etkiye karşı bir tepki gösterecek. Nedir bunun adı? Asit salgılamaktır. Bu asit salgısı olması gerektiği kadar olduğu zaman bu müspet bir strestir ve ona cevap da gayet müspettir. Tepki de çok nettir. Bu stres olmasa hayat devam etmez. Değişkenler olmasa hayat devam etmez. Buna böyle bakmamız lazım. Biz de stresin belli bir limitin üzerine çıktığı zamanki kısmıyla ilgileniyoruz. Uyaran streslerde sıkıntı yok. Biz psikolojik olarak da strese girmeliyiz. Bir çocuk strese girmezse sınava çalışır mı? Bunun adı nedir? Müspet strestir, doğru mu? Peki sizin mesleğiniz itibariyle konuşalım. Bu daha aşırıya giderse ne olur? Panik olmaya başlar. Bildiği soruyu da yapamaz.’’
Biz hep öyle deriz. Heyecan normaldir, aşırısı zarardır.
‘’Tam olarak bu. Orada stres devreye giriyor. Sizin dediğiniz stres bu. Halk içinde anlaşılan stres hep patolojik olan kısmı. Aslında hayatın idamesi için bizim strese ihtiyacımız var. Bu değişkenler olmadığı zaman bizim vücudumuzda hiçbir şey cereyan etmiyor demektir.’’
Stresler bizim yardımcımız aslında. İnsanın şifa bulması için bir anlamda yardımcısı anladığım kadarıyla.
‘’Elbette, değişken olacak ki ona karşı bir tepki göstereceksiniz.’’
Anladım. Menfi strese karşı vücudu hangi adaptojenlerle desteklemeliyiz?
‘’Önce adaptojen kavramını konuşmak lazım. Kaç çeşit bitki var dediğimizde iki çeşit bitki vardır. Birincisi semptomatik bitkisel tedavi. Yani mideniz ağrıdığı zaman bir antiasit yerine sarı kantaron kullanıyorsanız bu, semptomatik bir bitkisel tedavi formatıdır. Daha masumunu buluyorsunuz. Bu da güzel bir şeydir, hata değil anlattığım. Neticede sarı kantaron içmezseniz yine mideniz ağrıyor. Bir şeyi çözmüş olmuyorsunuz. Bir şeyi tamir etmiş olmuyorsunuz. Başka bir örnek verelim. Damarla ilgili ökse otunu konuştuk. Ökse otunu içerseniz damarlar gevşer, tansiyon düşer. Şimdi bu bir süreç. Antihipertansif bir etkinliği var, doğru. Kullandığınız zaman var, kullanmayınca yok. Bu bitki grubu için mevcut tıbbın fitoterapiyi anlayışı bu şekilde. Fakat biz bir başka antite söylüyoruz. Adaptojenik mekanizmalar. Adaptojen nedir? Adaptojen vücutta mide asit yapısını bloke etmez. Bir adaptojen verdiğiniz zaman o asit sistemi hangi mekanizmayla olur, onu düzenlemeye çalışır. Sindirimi bozuktur, safra sistemi bozuktur, pankreasta bir düzensizlik vardır. Bunu tamir etmeye çalışan, daha doğrusu alt yapıyı düzeltmeye çalışan sistemin adı da adaptojen sistemdir. Bitkilerin bu kapasiteleri varsa bu hüviyeti kazanırlar. Örneğin çörek otu. Çörek otu çok önemli bir bitkidir. Bizim adaptojen sistemine girmemize sebep olan bir bitkidir. Peygamber aleyhisselatü vesselam ‘Çörek otu ölüm dışında her derde devadır.’ şeklinde bir hadisi var. Biz de bu yola çıkarken, kitabımızı yazarken, adaptojen teorisini hayatımıza ve ilaçlarımıza ve hastalarımıza entegre ederken bu hadisi şerif üzerinden başladık işe. Bu hadisi şerifte Peygamber aleyhissalatü vesselam Muhammed-ül Emin hitabına mazhar zat ki düşmanları bu ismi koyuyorlar. Dolayısıyla böyle bir zat yanlış bir ifade kullanabilir mi? Hâşâ. Yalan ifade, hâşâ. Peygamber Efendimiz bunu dediyse bir hikmeti var. Çörek otuna bakıyoruz, içindeki maddelerden bunu anlayamıyoruz. Dışardan baktığımız zaman, ilk fitoterapi gözüyle baktığımız zaman, neye yarar gözüyle baktığımız zaman çörek otunun basit birkaç etkisi var. Sonra bir bakıyoruz ki diyor ki: ‘Ölümden başka her derde devadır.’ O zaman bu, vücutta birçok mekanizmayı düzeltiyor ki bu hadisi şerif var. O zaman bizim karşımıza adaptojenler çıkıyor. Yani çörek otu adaptojendir. Ne demektir? Sistemi dengeler. Azı çoğaltır, çoğu azaltır. Ben çok çalışan tiroitte de çörek otunu veriyorum, az çalışan tiroitte de çörek otunu veriyorum. Neticede ikisini de dengeliyor. Anlatabiliyor muyum ne demek istediğimi?’’
Anladım hocam.
TAMİR EDİCİ VE DÜZENLEYİCİ BİTKİLER HANGİLERİ?
‘’Ağrı kesici bitkiler var mı? Var. Mide ağrısını kesen bitkiler var mı? Var. Tansiyon düşürücü bitkiler var ama bunların hiçbiri sistemi düzeltmiyor. Sistemi düzelten bitki grupları adaptojen bitkilerdir.’’
Bir anlamda tamir edici bitkiler diyebiliriz.
‘’Tamir edici, düzenleyici bitkiler. Çok enteresan ‘Bünyeye girdiği zaman hangisi destekler, tamir eder.’ dediniz ya. Bütün adaptojenler aynı işi yapar. Ginseng aynı iş yapar, rhodiola (altın kök) aynı işi yapar, ashwagandha (morsalkım) aynı işi yapar, bunların hepsi aynı işi yapar. Çörek otu aynı işi yapar, ısırgan tohumu aynı işi yapar, ardıç meyvesi aynı işi yapar. Fakat aynı işi yapar ama aslana ot, ata et misali olur.’’
Bir sebze ve meyve grubunun tamamı adaptojen değil.
‘’Yani kişiye göre bir adaptojen seçmek zorundasınız. Bütün adaptojenlerde aynı kapasite var ama Murat Bey için değil. Bütün adaptojen bitkiler vücuttaki enerjiyi yükseltmeye meylederler. Hepsi sisteme katkı sağlar. Onarıcı kapasitesi hepsinin vardır. Hangi hasta için kullanırsanız kullanın ama kim için kullandığınız değişir. Yani çörek otunu ben sizde kullanırım, etki alamam ama ardıç meyvesini kullanırım, mevzuyu o çözmüştür. Tabi ki hekimin tanı metotlarınız, araştırmanız, hastayla ilgili tespit ettikleriniz burada önemli. Yoksa bitkiler duruyor. Yapboz parçası gibi. Şurada bitki duruyor, yapbozun karşı tarafı önemli, bura değil. Biz buradan doktorlar seçiyoruz. Buraya en uygun hangisi? Hastayı tanımadan, görmeden, bilmeden bunu biz tayin edemiyoruz. Biz bunu alıp da bu buna uygun mu, değil mi bununla ilgili yorum yapamayız. Böyle platformlarda bu bitki buna yarar, şu bitki şuna yarar kelimesini ben doğru bulmuyorum.’’
Televizyonlarda, internette o kadar fazla ki hocam.
‘’Bahsedersiniz. O bitki o hasta için kötüdür.’’
Sabah programlarında meşhur birtakım doktorlar, kimyagerler çıkıyor. Karışımları, kürleri anlatıyorlar. Bunu yiyin, bunu için. Dediğiniz gibi kime göre, hangi bünyeye göre? Hastanın geçmişi, hastalık hikayesi burada çok ön plana çıkıyor.
DOKTOR VE HEMŞİRELERİN GÜLER YÜZLÜ OLMASI ŞİFANIN İLK ANAHTARIDIR
‘’Kesinlikle. Orada çok pelesenk olmuş kişiye özel tedavi. Kişiye özel tedaviye böyle bakmak lazım. Murat Bey’i analiz etmek lazım. Psikolojik olarak analiz etmek lazım, ruhi olarak analiz etmek lazım, fiziksel olarak analiz etmek lazım. Mesela kanser hastasına çalışıyoruz. Belki soracaksınız. Kanser hastanın ruhunu aşamazsanız tedavi etme şansınız yok. Hocam nasıl? Hasta gidiyor kemoterapiye, doktoru görmüyor. Asık suratlı bir hemşire hanım geliyor. Mutsuz insanları göre göre o insan da mutsuz olmuş. Geliyor, serumu takıyor, sormuyor bile amcacığım nasılsın? Teyzeciğim nasılsın? diye. Bitti yani, o serum dünyadaki bütün kanser hastaları iyileştirse bu hastayı iyileştiremez.’’
O kadar önemli ki hocam dediğiniz gibi hastanelerde hemşireler, doktorlar bütün aslında toplum için geçerli, birbirimize karşı tebessüm etmeliyiz. Peygamber Efendimiz ‘Müslüman’ın Müslüman’a tebessümü sadakadır.’ diyor. O anlamda üzerimize düşen görevler çok fazla. Hastane gibi ortamda çalışan başta hemşire ve doktorların bu anlamda hastasını güler yüzle karşılaması çok daha önemli.
7. bölümün sonu
Yazarın Notu: Hastalarından tebessümü, hatırı, güler yüzü esirgemeyen başta Dr. Mücahit Yılmaz olmak üzere tüm doktor ve hemşirelere teşekkür ederim. :))