Borç parayla kurulan Kayseri Musiki Cemiyeti - Murat SERİM

Borç parayla kurulan Kayseri Musiki Cemiyeti


Kayseri’nin musıkî duayeni İsmail Ediz Hocamla röportajımıza devam ediyoruz.

6. Bölüm

Hocam sizden anı bekliyorum. Unutamadığınız. Tabi çok farklı yerlerde çalıştınız. Yaşınız geçen sene görüştüğümüzde 87 idi. Şimdi 88 oldu. 

‘’Evet. Bir anımı anlatayım, bakın. Bağlamayı çalmaya başladım. Akort yapamıyorum. Yapacak adam da yok. Bağlama akortlu olsa çalacağım. Çalıyom. Kendi kendime bir şeyler ediyom yapıyom. Efenim ilk defa emanet bir bağlama ile başladım. Ondan sonra çalmaya başlayınca bir tane bağlama yaptırdım. İyi de bir bağlama yaptırdım. Ondan sonra fakat akort konusu var. Ondan sonra Hacı Kılıç’ta otururuz. Bağlama elimde Kiçikapı’ya varırım. Kiçikapı’da bağlamacı var. Kayseri Lisesinin yanında, bitişiğinde, Merkez Bankasının paralelinde. Ondan sonra Hacı Vela diye birisi zaten bağlamayı ona yaptırdım. Bir kişi daha vardı bağlama yapan. Efenim, varırım bağlamanın akortunu yaptıracağam. Bakarım ki içerde yaşlı yaşlı kişiler oturmuşlar, meşk yapıyorlar. Sonra hepsiynen ahbap olduk ama o zaman ben çocuğum. 13-14 yaşında falanım işte efenim. Bir türlü cesaret edip de akort için içeriye giremem çünkü utanırım. Ondan sonra kös kös tekrar döner gelirim.’’

Nasıl yaptırdınız akortunu?

‘’Yoo, akortuz çalarak. Sonra işte fabrikadan bulduk bir arkadaş. Bağlama çalan biriyle ahbap olduk. Ona bağlamayı çaldırırım. Onun elinde bağlaması yok. Benim bağlamayı çalar. Efenim, o çalar ben eline bakarım. Falan filan derken ondan sonra aile dostu olduk onnan. Artık ailelerle gelir olduk falan. O çalacak onda öğretecek kabiliyet yok. Şunu şöyle yapacağan bunu böyle yapacağan yeteneği yok. Çalar, ben öyle eline bakarım. Onu taklit etmeye uğraşırım derken yani belli bir yere gelene kadar epeyce uğraştım. Ve o sıkıntıları çektiğim için daha askerliği bitirmeden evvel rahmetli ismini vermiş olduğum Abdurrahman Sami Yalçın hocam burda fabrikada çalışıyordu. Ben izinli gelmiştim. Dedim ki: ‘Hocam ben gelmeye bir tüzük hazırla hemen dernek kuralım.’ dedim. Hakikaten de ben terhis oldum, geldim. Efenim, bu sözü söylediğimize 56 senesiydi. 57’de terhis oldum, geldim. Efenim, halıcı bir arkadaş ‘Cümbüş dersi ver bana.’ dedi. Atölyesine varıyorum, işten çıktıktan sonra. Varıyom adamın atölyesine cümbüş dersi veriyom ona. Halıcılar o zaman zengin esnaf. Kayseri’nin bir numaralı o zaman zengin esnafları. Efenim, şimdi ‘Hocaya ne yaptın?’ dedim. Hoca tüzüğü hazırladım ama para lazım bir yer tutup başlamamız lazım dediler. Para yok ortalıkta dereneği kuralım. Nasıl kurarız? Şaban Bey’e o halıcıya dedim ki: ‘Bize acık ödünç para ver de.’ dedim. ‘Biz bir dene yer tutalım.’ Böyle böyle dernek kuracağaz, hay hay dedi. Allah gani gani rahmet eylesin. Efenim, ondan sonra ondan 750 lira ödünç para aldık. 750 liranın 600 lirasını çarşının içinde bir iş hanından yukarda bir terzihane bura kadar işte yıllığı kiraya tuttuk. Galdı elimizde 150 lira. 20 tanede yazlık sinemalarda kullanılan yazlık tahta sandalyeler olur ya tanesi 5 liraya aldık. 17.5 liraya da tahta masa aldık aynı yerden. Ondan sonra bi dene bayrak direği yaptırdık. Bayrağı dahtık. Tabeleyi de kendi kesemizden yazdırdıh Kayseri Musiki Cemiyeti diye. Öylece faaliyete geçirdik. Ama üç ay sonra sığmaz olduh oraya. Hanın iç kısmından büyükçe bir depo olarak kullanılıyor. Hava parası verdik adama depoyu boşalttırdıh. Orayı da dersane yaptıh.’’ 

Para kazanıyorsunuz değil mi bu arada?

‘’Tabi. Aidat alıyoruz 10 lira. İyi para. Aynı senenin içerisinde yılbaşına doğru orduevinin salonunda gündüz bir tanışma çayı verdik. Efenim bir arkadaşımız hava ikmalden bir uçak maketi yaptı getirdi mikadan. Uçak maketini müzayedeye koyduk. Efenim, eski usül 750 lira mı 800 lira mı müzayededen para çıktı.  O paraynan hemen 750 lira borcumuzu verdik. Açığa çıktık. Yani böyle dernek kurduk ama öyle bir şey oldu ki Abdurrahman Hoca’yı, zavallıyı çalıştığı yirde sağlığı biraz iyi diğildi. Epilepsi diye bir hastalık vardı ya, adamı işinden çıkarttık. İşte çalışamıyordu. Efenim fakat burda yazın mayıs aylarına falan girdiydik. Üye müye diye bir şiy galmadı. Aidat mayidat galmadı. Yaz mevsimi gelince ders bitti. Hocaya maaş veriyorduk, veremez olduk. Hoca bıraktı gitti memleketine. Şimdi hocaya iş bulmaya başladıh, arıyoruz. Efenim, o zaman da Demokrat Partinin sallantıda olduğu bir zamanlar. Efenim, bu rahmetli de Halk Partili. Nerde iş bulsak? Vali muavinini araya koyduk. İş buluyoruz. İmtihana giriyor, kazanıyor. Halk partili diye işe almıyorlar. Efenim işe başlar diye ümitlendik. Orta Anadolu fabrikasında buhar kazanlarında gendi mesleğini yapacağdı. Vali en son dedi ki: ‘Evladım ne yapıyım? Benim yapacağam bir şey yok.’ dedi.’ adamcağaz. Efenim, bunu böyle duyduk diye oturduk kurduğumuz 5-6 arkadaşların hepsi ne yapalım? Niğdelim? Hoca da var. Hoca dedi ki: ‘Bu memlekete bu çok.’ dedi ya bizim yaptığımız. Ne yapalım? Gidek fesih edek. Gahdık gittik. 5-6 arkadaşın hepsi istifa ettiler. Bi dene hocaynan ben kaldım. Ondan sonra demirbaş eşyalarını kültür derneği vardı oraya hibe ettik. Feshine karar verdik. Derneği feshettik. Defterlerini götürdük, teslim ettik emniyete. Kendi elimizinen tekrar kapattıh. Daha halen üzülürüm yani.’’

O kadar uğraştınız. Bir o kadar da kapatmaya uğraştınız. Yazık olmuş. Ne kadar sürdü bu derneğin faaliyetleri hocam?

‘’2 sene sürdü. Fakat ben yılmadım bırakmadım hiç.’’

Hocam son olarak bir ud ya da kanun icra etmenizi istesem. 

‘’Olur tabi. Olur hay hay.
     Ahaaa. Gesi bağlarında dolanıyorum.
     Yitirdim yârimi aman aranıyorum. 
     Yitirdim yârimi aman aranıyorum. 
     Bir çift selamına güveniyorum. 
     Gel otur yanıma hallerimi söyleyim. 
     Halimden bilmiyor. Ben o yâri neyleyeyim. 
     Of ooof. Ocağa et koydum. Yiyesim geldi. 
     Ciğerim anamı aman göresim geldi. 
     Ciğerim anamı aman göresim geldi.
     Açıp mezarını giresim geldi. 
     El kadar alnımda dağlar kadar yazım var.
     Evvel bir başım idi. Şimdi bir de kuzum var.’’ 
     

Hocam ağzınıza, elinize, yüreğinize sağlık. İnanın çok zevk aldım. Çok teşekkür ederim her şey için. 
     

Gesi Bağları türküsünü terennüm ederken sanki anasından ayrılmış kızın bağlarında dolaşıyorsunuz. O kadar içten ve o kadar dokunaklı söylüyor ki. Kalpten söyleyince o sesin tesirinde pür nur oluyorsunuz. 88 yıllık ömrünün 73 yılını müziğe adamış, müzik enstrümanlarına adamış mümtaz bir sanatkar İsmail Ediz hocamı tanımaktan çok memnun oldum. Ardından öğrencisiyle kanun sazı ile yaptığı taksimi dinledim. Ne kadar keyif aldım inanın anlatamam. Musikiye olan tutkusuna hayran olmamak içten bile değil. Çalıp söylemek bir tutku olsa gerek. Hocamdan izin alarak hürmete binaen elini öpüyorum. Yüzü gülüyor. :) Ne kadar memnun kaldığını siz tahmin edin. Türk Musikisi icracıların çınarlarından İsmail Ediz hocaya hocaların hocası denilmesi onun emekle yoğrulmuş hayatındaki musikişinaslığın bir ifadesidir. Ender bir şahsiyet İsmail Ediz hocayı yakından tanımak ve musiki hayatını sözcüklerle ifade etmek benim için bir vefa borcudur. Bu anlamda bir sanatkara hayattayken vefa göstermenin bahtiyarlığıyla ayrılıyorum. 

Düne ait ne varsa söylendi azizim. Mazide kalan kim varsa güzel atlara binip gittiler. Gökyüzünün bulanık bulutlarının arasından mırıldanıyorlar yağmur çiseleyince. Yağmurun her çiselemesinde ritim tutturarak kimi zaman Itri’den kimi zaman Dede Efendi’den nağmeler söylüyorlar. Aşka dair ne varsa anlatılmayanları, anlatılamayanları ilahi bir ezgiyle yeryüzüne akıtıyorlar. 

Uzansam gökyüzünün maverasına     
Dinlesem bestelerini Itri’nin                                              
Kulak versem âh ü zârına   
Dile gelir Hafız’ın Neva Kâr’ında 

Meşk olsam neyin sadâsında 
Söylesem bestelerini Dede Efendi’nin 
Kaptırsam kendimi bir buselik makamına 
Alır gönlümü Gülnihal’in dilrubasında 

Ah eder bülbül gülün diyarında 
Gülizar görmüştür her nigâhında 
Pür nur olur habibin dudağında 
Eyleme beni razı ol lafzında 
Yanar durur şu âşığın bağrında  

SÖYLEŞİNİN SONU
 

muratserim@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

Yorumlar / 1

  • Zehra Dilekmen | 26 Haziran 2022 01:51

    Yazı dizisinden anladigim bir işi gerçekten yapmak istersen bunu aşkla yaparsan başarili ve mutlu olabilmeyi karşı tarafa yansıtmak. ayrıca yine öyle güzel tasvir edilmiş ki görüşmeyi bire bir yaptığın hissine kapıldım. çok güzel bir söyleşi olmuş Teşekkürler.

YAZARIN SON 5 YAZISI