Belki hâlâ o besteler çalınır, gemiler geçmeyen bir ummanda* - Murat SERİM

Belki hâlâ o besteler çalınır, gemiler geçmeyen bir ummanda*


Günümüzde kanun sazında usta derecesinde virtüözler çoktur. Kanun ve uda hayat veren sanatçılarımızdan biri de İsmail Ediz’dir. Başta ud ve kanun olmak üzere keman, bağlama ve Batı enstrümanlarını çalabilen bunların derslerini veren birisidir. İlerlemiş yaşına rağmen Kayseri’nin Serçeönü Mahallesi’ndeki kendi atölyesinde hem ud ve kanun dersleri vermekte hem de kanun sazı yapımını icra etmektedir. Kendisiyle daha önce sözleştiğimiz üzere Doremi Müzik Evine gidiyorum.

Müzik evinin giriş katı bir kitabevi olarak işletildiğinden dolayı içinden geçerek 1. kattaki atölyesine/dersliğine çıkıyorum. En soldaki derslikten içeri selam ederek girdiğimde İsmail Ediz hocamı dizlerinin üstünde kanuna akort verirken buluyorum. İsmail Ediz, 1.75 boylarında. Beyaz tenli, zayıfa yakın kiloda olduğundan kemikli görünmektedir. Ağarmış ve ön taraflarından dökülmüş ve elini her attığında arkaya doğru yatırılmış/taranmış saçları, kalına yakın beyaz kaşları vardır. Kaşlarını çattığında arasında büzüşmekten kırışmış derisiyle çatık kaşlı gibi görünmektedir. Dudağının köşelerinde biten hafif bıyığı var ve sakalını muntazaman kestiği her halinden bellidir. Yaşı itibariyle şakakları ve ellerinde deri yüzeyine çıkmış kıvrımlı damarları göze çarpmaktadır. Alnındaki kırışıklıklar ve burnunun iki yanında yer alan derin iki dikey çizgi ise yılların acımasızlığını yansıtır adeta.    

Atölyesine girdiğimde sol taraf ortada duran bir masa yer alır. Masanın arka sol tarafında yüzü duvara gelecek şekilde bir ud asılıdır. Yine masanın arka duvarına ise sırtları duvara dönük, ortasında kemanın olduğu iki kanun asılıdır. Atölyenin dört tarafını kaplayan uzanıp alınabilecek yükseklikte bir udun sığabileceği uzunlukta ön taraflara çıkıntılı açık ahşap bölmeler vardır. Buralara birkaç ud, kanun ve bunların kaplarını koymuştur. Kapının karşı duvarında açık ahşap bölmeye kadar uzayan dolap yer almaktadır. Masasının önünde kenarsız kırmızı bir koltuk ile karşısında yine kenarsız iki kahverengi koltuğu misafirleri için koymuştur. Masasının sol yanında bankalardaki yüksek masaları andıran bir masa yer aldığından eğilip baktığınızda bir masanın üzerinde kanun sazı telleri ve mandallarını görürsünüz ki burayı kanun yapım ve onarım yeri olarak kullanmaktadır.

Nazarımda virtüöz diye nitelendireceğimiz hocamız sebebi ziyaretimden dolayı elindeki kanunu yüksekçe masanın üstüne koyup hafif tebessümlü bakışla gayet ciddi bir edayla masasına geçiyor. Hocamızdan izin alıp söyleşimize başlıyoruz.                                  

İsmail hocam kaç yıldır müzik aletleriyle uğraşıyorsunuz?

‘’49 senesinde bağlama çalarak başladım. Halen başladığım elime aldığım günden başka bi daha hiç bırakmadım yani. Ondan sonra bu artık bazı enstrümanları efenim öğretici olmadığı için mesela kanunu tanıdığım zaman efenim bir arkadaşa kanun dersi vermek mecburiyetinde kaldım. Veren yok çünkü. Efenim kanunu o zaman tanıdım. Kanunu ona öğreteyim derken ondan evel kanun çalmayı öğrendim. Tabi nota öğrenmek için uda döndüm. Ud çalmaya başladım. Bana nota öğretecek kişi keman çalardı. Efenim ud dersi de verebiliyordu. Onnan beraber çalışırken mecburi ud almam icap etti. Bağlamada notayı uygulayamıyordum. Çünkü birkaç sene ben kendi kendime öyle hocasız öğrendim. Yanlışları düzeltmek çok zor oldu. Onun için notaya başlarken sıfırdan notayla beraber bilimsel olarak başladım öğrenmeye. Efenim bağlamadan sonra ilk enstrümanım ud ve halen de ud branşım.’’

Anladım. Nerelerde çalıştınız İsmail hocam?

‘’Ben piyasada pek fazla çalışmam. Ud dersi veren hocamın başka işi yoğdu. Akşamları arkadaş düğünlerini falan çalıyorduk. Ben de onun yanında ona eşlik ediyordum ki kendimi geliştirmek için. Düğünlerde çaldım onunla. Bu arada askere gittim. Askerde tabi musikiyi çok sevdiğim için bandoya intisap etmek istiyordum. Hasbel kader bir arabulucu bulduk yalvardık yakardık bölük komutanlarına. Benim bulunduğum merasim bölüğünen bando bölüğü ikisi beraber vazifeye çıkıyorlardı. Ben bandonun sesini duyduğum zaman burda kendimi unutuyordum.’’ 

Hangi sene hocam?

‘’Sene 55-56-57 Ankara’da. Müzisyen olduğum için bandonun da bana ihtiyacı vardı. Türk müziği çaldığım için ihtiyacı vardı. Çünkü gazinoda akşamları program yapıyorlardı. Tabi asker terhisi gelince değişken olduğu için o gidenin yerine takviye etmeleri lazım. Beni mecburiyet karşısında almak istediler bandoya. Ud çalıyor diye. Çünkü subay gazinosunda haftada bir iki gün programlar yapılıyor. Onun için beni kaçırmak istemediler. Efenim bölük komutanları anlaşarak bandonun içine düşmüş olduk. Ondan sonra ve orda da askerliğimi bitirdim. Tabi çok mutluydum çünkü sevdiğim işi yapıyordum. Hem de çok yararlı oldum. Ben bilirim ya. Notayı bilerek vardığım için pek bi sıkıntı çekmeden hemen katıldım  topluluğa’’ 

O zaman sizi müzik enstrümanlarına müziğe yönlendiren ailenizde veya çevrenizde birileri oldu mu? 

 ‘’Tabi bu iş biraz ırsi derler biliyor musun? Genetik derler yani. Babam ud çalardı. Ben ud çaldığını bilirim. Amma asıl bağlama çalarmış ve bağlamayı da çok güzel çalarmış. Sonra öğrendim ben. Efenim babam bağlamayı uddan daha iyi çalarmış. Evde benim aklımın yettiğinde ud vardı. Herhalde işte babadan intisap eden bir şey.’’ 

Usta olarak hocalarım dediğiniz kimler oldu?   

‘’Bana notayı öğreten İbrahim Yılmaz diye Emin Aldemir’in talebesi vardı. Halk evinde müzik kolunda ders verirdi. Babamın çalmasıysa kara düzen bilimsel değil yani. O zamanlar Kayseri’de bilimsel anlamda bağlama çalan kimse yoktu. Fakat iyi bağlama çalanlar vardı. Tabi bunlar istisna kabiliyetler. Yani zaten onun elini bağlasan ayaklarıynan çalar, ayaklarını bağlasan eliynen çalar behemehal. Ben de onlardan biriyim yani. Babamın bağlama çaldığı zamanlarda ben küçüğüken annem söylerdi ‘Senin o zamanlar belliydi çalgıcı olacağan.’ derdi. Anam pek de razı da olmazdı. Babam bağlama çalarken işte tel kırılırmış, o teli hemen bi ağacın üstüne sararmış iki tane çiviynen sarar, elime de bir çöp alır, babamı taklit edermişim.’’ 

Niye anneniz istemiyor sizin müzik aleti çalmanızı?

‘’O zamanlar öyleydi. Musikiye hoş bakılmazdı. Bir sebebi var şöyle: Müzik aleti çalanlar behemehal içkiyle bilmem neyle iştigal eder kötü yola düşer diye falan bir anlayış var. Yolunu şaşırmasın diye yani kötü alışkanlığı olmasın diye. Çünkü azıcık tıngırdatan oldumuydu o zamanlar muhakkak içki sofrasında bulunması lazım. Kendi istemese bile arkadaş aracılığıyla falan alır götürürlerdi. Gider gelir alışırsın yani ister istemez. Nitekim ben de onlardan bir tanesiyim. Uzun müddet öyle çaldık, çığırdık eğlendik. Efenim sonra baktık ki aslı yok. Tabi yanlış işler. Bıraktık hamdolsun.’’ 

Günümüzde müzik aleti çalan herkesi bu şekilde göremeyiz değil mi hocam? 

‘’Şimdi değil tabi o zaman çok az çalan var. İşte dediğim gibi bir eğlence oldumuydu, bir nişan oldumuydu sürahi bozması derler. Erkek arkadaşlar bir araya gelir, otururlar, muhakkak alkol bulunur o eğlencede.’’

Akşam oturmalarına başka niçin davet ederlerdi? 

‘’Diyorum ya çalıp çığırmak için. Eğlenmek için.’’

Bir grup önünde icra etmek yok yani.

‘’Hayır, hayır, hayır. Oturulur hem yemek yenilir hem içki içilir falan eğlencenin şeyide bu. Bi de işte düğünler o zamanlar haftada üç gün düğün çalınırdı. Pazartesi başlar çarşamba günü kına gecesi yapılır. Perşembe günü efendim gerdek gecesi. Gelin hanım perşembe günü gelir, Kayseri’de öyle. Pazar günü gelin gelmez hiç. Sonradan öğrendik ki köylerde kentlerde pazar günleri gelir diye. Kayseri’de pazartesi başlar Perşembe günü gelin alınırdı. Öyle parayla pulunan gidilmez. Arkadaş hatırına.’’

*Yahya Kemal Beyatlı’nın Itri şiirinden.
                                      1. bölüm sonu
 

muratserim@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

Yorumlar / 3

  • Zehra Dilekmen | 25 Mayıs 2022 01:01

    Bana göre bir sanatkarın aslında musikiye enstrüman çalmaya gönül verdiğini bunu ailesi çevresinden çok fazla olumlu destek alamadığı için tam anlamıyla yaşayamadığını bazı şeyler gibi yarim kaldığını hissettim.sohbetin mekanin musikiye duyulan özlemin tasviri yine çok güzel yapılmış.Teşekkürler

  • MB | 18 Mayıs 2022 07:08

    Sanatkar olan insanların dünyası nevi şahsına münhasır. Ses, söz, folklör...ve hayata munis bakışları. Yeni bir insanı bizlere tanıttığın için tesekkurler Murat bey.

  • emory | 17 Mayıs 2022 13:59

    forum awesome

YAZARIN SON 5 YAZISI