Vakıf - Mehmet AYMAN

Vakıf


Vakıf  Sözlükte “durmak; durdurmak, alıkoymak” anlamındaki vakıf (vakf) kelimesi terim olarak “bir malın mâliki tarafından 

1-Dinî, 

2-İçtimaî ve Hayrî (Vakıfta ibadet ve hayır niyeti ve özelliği yer aldığından vakfın menfaatlerinin tahsis edildiği yerin bir hayır ciheti olması, en azından dinen yasak kılınmış bir hususa tahsis edilmemesi gerekir.) bir gayeye ebediyen tahsisi” şeklinde özetlenebilecek 

3-Hukukî bir işlemle kurulan ve İslâm medeniyetinin önemli unsurlarından birini teşkil eden hayır müessesesini ifade eder. 

Büyük hukuk mezhep imamlarından Ebû Hanîfe’ye göre vakıf, vakfedenin mülk bir aynı(malı) mülkiyetinde tutarak menfaatini/gelirini fakirlere veya bir hayır cihetine/yönüne tasadduk etme/vermesidir. 

Ebû Hanîfe’ye göre vakıf işlemi bir tür âriyet (bir taşınır malın, bir süre kullanılıp geri verilmesi koşuluyla ve bedelsiz olarak bir kimseye bırakılması niteliğinde olur ve vakfedilen malın mülkiyeti hükmen vakıf yapanda kalmaktadır.

Ebû Hanîfe’nin iki büyük öğrencisi ve kendileri de müctehid olan Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed vakfı;“menfaati insanlara ait olmak üzere mülk bir taşınmazı Allah’ın mülkü olarak vakfedip başkaları tarafından temlik ve temellükten/sahiplenmekten ebediyen /sonsuza kadar alıkoymak” şeklinde tanımlar. 

İmâmeyn’e (yani iki büyük müctehid hukuk alimi olan Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed)e göre ise bunlar vakfedenin mülkiyetinden çıkıp Allah’ın (karunmuş mülkü haline gelmektedir. Hanefî doktrininde ve Osmanlı uygulamasında doğurduğu sonuçlar bakımından daha çok İmâmeyn’in tarifi benimsenmiştir. 
Vakıf kelimesi “vakfedilen mal” anlamında isim olarak da kullanılır. Bu durumda çoğulu evkāf ve vukūftur. 

Kur’ân-ı Kerîm’de vakıf kavramını ve kurumunu doğrudan çağrıştıracak bir ifade yer almamakla birlikte Allah yolunda harcama yapmayı, fakir, muhtaç ve kimsesizlere infak ve tasaddukta bulunmayı, iyilik yapmada ve takvâda yardımlaşmayı, hayır ve yararlı işlere yönelmeyi öğütleyen birçok âyet Müslüman toplumlarda vakıf anlayış ve uygulamasının temelini oluşturmuştur. 

Bunların içinden özellikle, 

1-3/Âl-i İmrân; 92 “Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça gerçek iyiliğe(Birr) ulaşamazsınız” âyeti ve 

2- 9/et-Tevbe; 18-19; “Allah’ın mescidlerini ancak Allah’a ve âhiret gününe inanan, namazını kılan, zekâtını veren ve yalnız Allah’tan korkup çekinen kimseler imar edebilirler. İşte bunların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur.” 

Hz. Peygamber’in ve ashabın söz ve uygulamalarında vakıf kavramı ve kurumu için başlangıç ve dayanak teşkil eden birçok örnek vardır. 

Konuyla ilgili rivayetlerde. Resûl-i Ekrem insanın ölmesiyle amellerinin kesileceğini, bunun üç istisnasının bulunduğunu, birincisinin geride devamlı bir sadaka (sadaka-i câriye) bırakması olduğunu belirtmiş (Müslim,“Vaṣiyyet”,14), Medine’deki bazı arazilerden başka Fedek ve Hayber hisselerinin bir kısmını da Müslümanların yararına sadaka haline getirmiştir. Hz. Peygamber’in bir binek hayvanından, silâhından ve vakfettiği arazilerden başka mal bırakmadığı rivayet edilir.
 

aymanmehmet@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
30Haz

Vakıf ve mülk ilişkisi

21Haz

Vakıf çeşitleri

13Haz

Vakıfların kısa tarihçesi

26May

Vakıf

14Mar

Gül yaprağı hikâyesi