Örf ile din arasındaki fark - İsmail ARSLAN

Örf ile din arasındaki fark


İlkokulda vırt tırt zırt dersi koyarsın da insan hak ve özgürlükleri, hukuk, adalet dersi koymaz, sürü güdüsünü geliştirirsen olay ta oradan kopar.
--
Hazreti Peygamber aleyhisselam ve hazreti Adem Aleyhisselam arasında çok sayıda Peygamber geldi ve İslam dini son olarak, Aleyhisselam ile ekmel olarak ilkesel anlamda tamamlandı, lakin insan nesli Aleyhisselam'dan bu yana halen devam ediyor ve tüm insanlık belirlenen ve bildirilen ilkelere uymak ile mes'ul tutuluyor ise dini, bir coğrafyanın kültürel değer yargılarına tahsis ile, ilkelerden sıyırarak uyulamaz hale getirmek, ancak açık şekilde Allah'a düşmanlığını ilan etmiş şeytan'ın işidir. Yani tüm Peygamberlerin ortak talimi olan tevhit ve iyi insan olmaktan gayrı her din bazlı gaye belirlemesinin altında esasen İslam düşmanlığı vardır. 1400 küsur yıl geçti, lakin bu husus hala layıkı ile işlenmedi. Bugün İslam alimlerine düşen öncelikli vazife, din ile kültür ve örfü ayrıştırıp, Murad ı İlahi noktasını vuzuha kavuşturmaktır. Peygamberler muhakkak bir topluluğa hitap ettiler ve bir yaşama standartı içerisinde hayat sürdüler, ancak hepsi de cemiyetlerinin kabullerine değil, Allah'ın Muradına insanlıği davet ettiler. Bu husus mekasıt bağlamlı bir terminoloji ile apaçık belirlenmelidir. Örf ile din arasındaki farka basit bir misal verelim: Ağız ve diş temizligi talebi dindir, bu maksatlı kullanılan malzeme tercihi ise örftür.
--
Bazı cümlelerimin özünde tanrı algımızın sakatlığı vardı. İnanmak istediğimiz bir ilah ve beğenilerimiz yönlendirmeli bir din anlayışı... Tabi bu keskinlikte olmuyor olduğunda olanlar. Rayına oturuyor, anlamlanıyor ve derin bir akide bile oluşabiliyor. Buna öyle bir inanıyoruz ki, asla bizim inancımız sarsılmaz geliyor; ama şimdi sıkı duralım: Civarında olan bitene ve kendine karşı verilecek hükmü olan herkesi tanrı ilan ediyorum! Önce kabullenelim vaziyetimizi de vaziyetten vazife çıkarmayı kesebilelim.. Benim tanrılıklarım konuşuluyor burada. Ahkamlarım, yargılarım, yorumlarım, kararlarım... Ve hepsinde yargı var farkındaysanız. Kendimi istisna etmiyorum! Kendime 'yerin burası, haddini bil' diyorum. Evet işaret etmeden onun bunun şunun hakkında fikir üretiyorum. Lehe aleyhe ha bire harala hurala makina çalışıyor içeride... Bunca yazıp çizdiğime bakmayın. Ben de aynı belanın dertlisiyim. Tanrı değilim demiyorum! Tanrılıktan kurtulmadıkça kul olamayız diyorum. Kul olmamız Allah'ın bizden tek talebi diye inanıyorum. Kul olmak demek, haltlardan kurtulmak, haltlara tapınmak demek değil diye inanıyorum. Kul olmak, O'nun kefaletini, zimmetini, aidiyetini kabullenmek demektir. Gerçeğimi görüyorum, sıyrılmaya, kurtulmaya çalışıyorum. Belki gerçeği ile yüzleşmeyi becerebilmiş birileri çıkar da birbirimize el oluruz, omuz oluruz diye de ilan ediyorum. Söylenemeyen, dibe gömülen bir gerçeği kanırtarak içerilerden çıkarmaya çalışıyorum. Tanrı tarafımı kusmak istiyorum böylece de! Sadece Allah'a inanmak bundan başka kurtuluşa inanmıyorum! Allah inancının ise şu 'yaşa' diye dayatılan İslamda, isevilikte, yahudilikte olmadığını düşünüyorum. Buralarda öfke var, hırs, haset, kin, buğz, nefret, intikam, enaniyet, stres, tatminsizlik, kıskançlık, yargı, infaz v.s v.s... Bunlardan sıyrılmadan, kurtulmadan bir insanın kendisini bilmesi, bildiğini yaşaması olmaz. Kendini bilemeyen de rabbini bilemez. Bunların olduğu yerde tanrılıklar vardır; Allah'ı bunlarla bilmeye çalışmak idrarla abdest almaya benzer. Demiyorum İslam sakat din! Yok böyle bir şey... Yaşanan sakat! 'Bu budur' diye dayatılan yaşam bulamayacak kadar insana uyumsuz. Çok tanrılı inanışlar, tanrısız inanışlar tanrı üretmeler tanrı yermeler tanrı yemeler tanrıdan laf üretmeler geçin bunu! İnsan için kemalat dağının zirvesindeki toprak aşağıdakinin aynı...  Tek farkı aşağıdan yukarı seçilmiyor yukarıdan aşağı... Yukarıda aşağının özlemi aşağıda yukarıya heves. Yaşam ise verildiği kadar var ve tanrıcılık oynamak çok saçma! Birilerinin yaşamını didikleyip, hükmederek geçen zaman da, yalnızlığın öfkeli sessizliğinde harcanan da son son bittiğinde, hamuruna seni kavuşturmada en çok en sevenlerin en en dediklerin seferber olacak...  Senin işin bittikten sonra ardından sana övgü sana yergi... Öveni övdürtecek söveni sövdürtecek malzeme demek etki demektir! Etki sende keyfe ya da kedere neden olmuşsa enaniyet demektir. Enaniyet kibrin rahmidir. Kalbinde zerre kadar kibir bulunanların canları cehenneme dendi. Kibrimiz fazlaca ve bu kibir ile bizim yürüyebilme imkanımız yok. Üstelik çok ağırlaştırıyor kulluğu kibir. İnsan bu sözü anlar.. Bundan malzeme çıkaracak, anlamayacaklar da olacaktır elbette; ama malzeme olmak için yazmıyorum. Malzeme olmaktan çıkmak için yazıyorum. Böyle durumlarda bir tarafı bir tarafa yedirmek anlamsız... Barışık olmak, haltının da sevabının da hakkını vermek lazım... Ne de olsa beşeriz. Dipsiz bir yaşamı yaşama fukarasıyız. 'Bunca söz ettim, çözümüm ne?' 'Ne yapmam lazım?' Bilmiyorum desem!? Ya da O'nu bilmeden O'na kulluk laflarının, fiillerinin sadece palavra olduğunu biliyorum desem kısaca...  Yaşıyorum yaşıyorsun yaşıyorlar. Bana dokunma ve yargını kendine sakla lütfen, niyetin tanrılıksa yakarım!

 

ismailarslan@kayseri.av.tr

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
14Oca

Din de din mi acaba?

11Oca

Ulus Devlet üzerine

06Oca

Kaos

03Oca

Affeden affedilir...

27Ara

Cumhurbaşkanlığı seçimi