Küresel güçlerin insanlığı ifsad etmek için ürettikleri projelerden biri olan toplumsal cinsiyetsizlik, yani toplumsal cinsiyet eşitliği kavramının yılmaz savunucularından ve yaklaşık 90.000 bin öğretmen üyesi olan Eğitim-Sen sendikası 6 Mart tarihinde bir basın açıklaması yaptı. ( https://egitimsen.org.tr/cinsiyetci-egitim-politikalarina-karsi-10-martta-cinsiyet-esitligi-dersi-yapiyoruz/) Bu açıklamalarında Eğitim Sen sendika üyesi öğretmenlerin 10 Mart tarihinde derslerde toplumsal cinsiyet eşitliğini anlatacaklarını kamuoyuna duyurdular ve özetle şöyle dediler:
Cinsiyet eşitsizliğine dayalı eğitim politikaları ile toplumsal cinsiyet algısı ve eşitsizliği siyasi iktidarın gerici politikaları ile birlikte giderek derinleşmektedir. Bu süreci besleyen ve büyüten en büyük olgu; resmi ve örtük eğitim müfredatının cinsiyetçi bir anlayışla hazırlanarak, özellikle kadınların ve kız çocuklarının toplumsal cinsiyet rollerini meşrulaştıran yapısıdır. Kadına biçilen cinsiyet rolleri eğitim süreçleri üzerinden hayata geçirilmek istenmektedir. Eğitim sistemi, özellikle AKP iktidarı döneminde, siyasi iktidarın kendi ideolojik bakış açısına ve yaşam tarzına uygun nesiller yetiştirme hedefi doğrultusunda dini faaliyetlerin, MEB, Diyanet İşleri Başkanlığı, dini vakıf ve cemaatler aracılığıyla örgütlenmeye çalışıldığı bir alana dönüştürülmüştür. Bu anlayışın kadınlara ve kız çocuklarına dayattığı yaşam tarzı ise eğitim sisteminden ve toplumdan dışlanarak, kadını yok sayıldığı bir yaşama hapsetmektir.
Eğitim-Sen basın açıklamasında sürekli kız çocuklarına vurgu yapıyor. İktidarı Toplumun cinsiyet rollerini meşrulaştırmakla suçluyor. Toplumun cinsiyet rollerini meşrulaştırmak niye suç olsun. Aslında düşmanlıkları, toplumun İslam’la yoğrulmuş değerleridir. İslamiyet, kadının başını örtmesini ve hatlarını belli edecek şekilde giyinmemesini ister. Fakat bu vatandaşlar İslam’ın birçok değerine savaş açmışlardır. Küresel güçler tüm dünyada kadim gelenekleri ve kültürleri dejenere etmekle uğraşırken yerli işbirlikçileri de boş durmuyor.
Şimdi, toplumsal cinsiyet eşitliği nedir ve toplumlara bunu neden dayatıyorlar, küresel güçlerin yerli ve gönüllü işbirlikçi köleleri bu kavramı neden gündemde tutmaya çalışıyorlar, bunları biraz irdeleyelim.
Radikal Feminist Gruplar tarafından üretilen Toplumsal cinsiyet eşitliği kavramını şöyle tanımlarlar: Erkek ve kadının kamusal ve özel yaşamın tüm alanlarına eşit ve yetkinleştirilmiş şekilde katılımını ifade eden bir insan hakları kavramıdır. Aslında amaç cinsiyetsizliği pompalamaktır. Erkeğin kadına, kadının da erkeğe benzemesidir. Ayrıca bu kavramı ve dolaylı olarak eşcinselliği insan hakları içerisine alarak insanlığı büyük bir girdabın içine sürüklemektedirler.
Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, Birleşmiş Milletler ‘in, 2030 sonuna kadar ulaşılmayı hedeflediği 17 maddelik Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları arasında 5. maddededir. Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları eylem çağrısında Toplumsa cinsiyet eşitliğinin amacı, "Toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak ve tüm kadınlar ile kız çocuklarını güçlendirmek” şeklinde ifade edilmiştir. Kavramın önem kazanmasına neden olan koşuları şu şekilde sıralarlar:
Dünya üzerinde daha karmaşık hale gelen ve devam eden çatışma ve insani krizler, bunların kadınları ve kız çocukları savunmasız bırakması,
İlgili soruna en az neden olan, en yoksul ve en savunmasız kadınlar ve kız çocuklarının geri dönüşü olmayan çevresel bozulma ve doğal afetlerden en çok etkilenen kişiler olması
Yoksulluk, istismar ve şiddete daha fazla maruz kalma durumunun kadınlar ve kız çocukları üzerinde orantısız bir etki yaratması.
Gördüğünüz gibi sürekli kız çocukları ve kadınların ezilmişliğine, mağduriyetine vurgu var. Çünkü bu tür kavramlar ve metinler Feminist gruplar tarafından üretilmiştir. Toplumu ifsad etmek için en kolay yollardan bir tanesini de anneliği ve kadınları ifsad etmek olarak görürler. Yaptıkları sistematik propaganda sonucu anneliği ve ev hanımlığını sefillikmiş gibi gösterirler. Mesela Feminist Betty Friedan Cinsiyet Ötesi kitabında şöyle diyor: ‘’Bence kadınlar farklı tepki verecek, evde bazı günler yemek pişirmeyecek, kocalarının isteklerine boyun eğmeyecek, gerekirse her gün feminist eylemlere katılacak.’’ (Lisa Fredenksen Bohannon, Woman’s Work: The Storyof Betty Friedan Greensboro, NC: Morgan Reynolds, 2004)
Toplumsal cinsiyet eşitliği ile erkeği kadına, kadını da erkeğe benzeterek yeni bir tür yaratmak istiyorlar. Böylelikle insanlar, inançlarından ve değerlerinden uzaklaşarak sürekli nefsani arzularının güdümüne girecek. Böylelikle kolayca manipüle edilebilecek duruma gelecekler ve küresel güçlerin robotları haline gelecekler.
Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Geliştirilmesi Projesi (ETCEP), 2014-2016 yılları arasında Avrupa Birliği ve Türkiye tarafından finanse edildi ve Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) koordinasyonunda yürütüldü.
MEB'e bağlı bazı orta öğretim okullarında uygulanan ETCEP, 2016 Eylül ayında sonlandırıldı.
Ardından MEB, "ETCEP kapsamında elde edilen çıktıların yaygınlaştırılması" amacıyla Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) ile işbirliği içinde yeni bir projenin yürütüldüğü açıkladı.
MEB Bakanı Ziya Selçuk'un 29 Aralık 2018'de, okullarda toplumsal cinsiyet eşitliğini esas alan projelerin yaygınlaştırılacağını açıkladı. Çok şükür ki Ocak 2019’da Milli Eğitim Bakanlığı Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ile ilgili herhangi bir proje yürütülmediğini söyledi ve o günden beri bu konuda bir adım atılmadı.
Avrupa birliğine girme sürecinde maalesef birçok özel ve devlet kuruluşu (Milli Eğitim Bakanlığı dahil) Toplumsal Cinsiyet Eşitliğini savunan bildiriler yayınladılar. Bugün bazı devlet kuruluşları geri adımlar atsa da halen bu konuda kesin bir duruş sergilenmiyor, konu muğlaklığına terk ediliyor. Nasıl ki küresel güçler Toplumsal Cinsiyet Eşitliği gibi kavramlarla toplumun inançlarına, değerlerine savaş açıyorlarsa bizlerinde onların ürettikleri bu kavramalara savaş açmamız ve uyanık olmamız gerekir. Açtıkları yaraları kapatmamız icap eder. Yoksa binlerce yıllık tarihimizde ilk defa köleleşeceğiz.